Davos sonrası notları

Ben en çok, Başbakan Erdoğan salonu terk ettikten sonra İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile Washington Post yazarı moderatör David Ignatius arasında geçen konuşmayı merak ediyorum.

Ben en çok, Başbakan Erdoğan salonu terk ettikten sonra İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile Washington Post yazarı moderatör David Ignatius arasında geçen konuşmayı merak ediyorum. Oturumun bitişinde el sıkışarak ve kameralara sırtlarını dönerek birbirlerine ne dediler acaba? Yüzlerindeki gülümseye bakacak olursak çok mutsuz oldukları söylenemezdi.
*
Bu kadarını belki beklemiyorlardı, ama ben Peres’in de Ignatius’un da Erdoğan’ın parlamasına çok şaşırdıklarını sanmıyorum. Her ikisi de Türkiye’yi ve Erdoğan’ı çok iyi tanırlar. Ignatius’un casusluk romanlarında Türkiye başlıca mekânlardan birisidir. Her ikisi de psiko-biyografinin değerini bilecek, siyasette mizaç faktörünü hesaplayacak kadar işinin kurdudur.
Bu bağlamda sorulmalıdır: Başbakan’ın öfkesi burnunda mizacı Türk dış politikasının
bir silahı mıdır, yoksa zaafı mı?
*
Eğer ikincisi doğru ise, ki ben o kanıdayım, Başbakan Erdoğan’ın acilen bir öfke denetimi uzmanına danışmasında Türkiye’nin ulusal çıkarı vardır. Çünkü bu öfkenin sıcaklığı artık ülkemizin sınırları dışında da hissediliyor.
Ya, Başbakan yarın öbürgün benzer bir provokasyona gelip bir Avrupa Birliği toplantısından ‘Benim için AB bitmiştir!’ diye bağırarak çıkarsa...
Davos toplantılarının bizimkiler çekip gittikten sonra da devam ettiğini anımsamakta sayısız faydalar var.
Türkiye elbette önemlidir, ama dünya Türkiye’den ibaret değildir.
*
AKP’liler Başbakan’ın bir yenilgi olarak da algılanabilecek fevri dönüşünü bir zafer
olarak resmetmekle (‘Davos Fatihi’ diyordu bir pankart) kendi açılarından akıllıca davrandılar. Ama müthiş bir rizikoyu da göğüslemiş oldular: Gece yarısından sonra bir araya gelmiş ve milliyetçi sloganlar atan bir kalabalık her türlü provokasyona açıktır. Öfkeli kalabalıklar dinamit lokumlarından daha tehlikelidir. Ne kadar tehlikeli olabileceğine ilişkin bir film (Güz Sancısı) halen İstanbul sinemalarında oynuyor.
*
TRT-2 televizyonunun gecenin ileri saatlerinde konuyla ilgili haberleri verirken ekranı bölüp, bir tarafında sürekli Gazze’den kan revan içinde çocuk ve kadın görüntüleri vermesi, kökleri Goebbels’e giden tipik bir propaganda manipülasyonu idi. Devlet televizyonuna yakışmıyor.
*
Öfkeli ve ateşli bir lider, onu yücelten pankartlar, gece yarısından sonra biriken kızgın kalabalıklar, hiç susmayan nefret sloganları, partilileri taşımak için hizmet saatleri uzatılan kamu araçları, bebek ölüsü görüntülerini döndürüp duran devlet televizyonları...
Davos’tan gelen uçak, hiç kuşkunuz olmasın, Ortadoğu’ya inmişti.