Deniz biterken

Önceki gün Milliyet gazetesinde 'Yabancılar Didim'den kaçıyor' başlıklı bir haber vardı. İçeriğini okumadan 'Aslında yerliler de Didim'den kaçıyor' diye mırıldandım.

Önceki gün Milliyet gazetesinde ‘Yabancılar Didim’den kaçıyor’ başlıklı bir haber vardı.
İçeriğini okumadan ‘Aslında yerliler de Didim’den kaçıyor’ diye mırıldandım. ‘Yalnızca Didim’den değil, tüm Ege’den.’
Haberi okuyunca, yabancıların kaçmasının nedeninin o bölgede emlak alırken dolandırılmaları olduğunu öğrendim. Yüzlerce İngiliz istenen parayı ödedikleri halde tapularını alamayınca dolandırıldıklarını anlamışlar. Başvuracak bir merci de bulamamışlar. Birleşip bir dernek kurmuşlar. Facebook’ta ‘Türkiye’deki Tapu Skandallarını Durdurun’ diye bir grup oluşmuşlar.
Konu İngiliz basınında da sık sık işleniyormuş.
Pek çok İngiliz bu haberler nedeniyle Türkiye’de ev almak yerine başka ülkelere yöneliyormuş...
Bence akıllılık ediyorlar. Bana soracak olursanız, dolandırılmış olmasalar bile, birkaç yıldan zaten kaçmaya başlayacaklardı. Buralar son yıllarda çok değiştiği için kaçacaklardı. O evleri almaya
karar verdiklerindeki yer ile bu yer aynı yer olmadığından kaçacaklardı.
Bodrum, Marmaris, Kuşadası, Didim, Altınoluk... Hep aynı hikâye. Aşırı yapılaşma, betonlaşma, kalabalıklaşma, toz toprak, gürültü, zevksizlik, çirkinlik...
Bravo bize.! Kumburgaz’dan başlayarak Silivri, Tekirdağ, Şarköy, vb. tüm Marmara Denizi
kıyılarında becerdiğimiz gibi, tüm Ege kıyılarını da yaşanmaz hale getirmeyi başarıyoruz.
Bu herhalde bir rekordur! En büyük rakibimiz İspanyollar’ın Costa del Sol marifetini bile
geride bırakır!
Yerlilere dönüyorum: Son üç-beş yıldır, bırakın meşhur Kuşadası’nı; Bodrum’a, Marmaris’e, Fethiye’ye filan sığınmış kimi tanıdıklarımın bile en azından yazları kaçacak yeni yerler aradıklarını biliyorum.
Bunlardan bazıları temmuz ve ağustos aylarını Bozcaada’da geçirirlerdi. Bu yaz, temmuzun ikinci yarısı ile ağustosun ilk yarısında, sert rüzgârına ve soğuk denizine rağmen minik adamız da kitle turizminin amansız saldırısına uğrayınca sormaya başladılar:
“Şimdi nereye kaçacağız?”
Galiba nafile... Nereye kaçarsanız kaçın o pejmürdelik peşinizden gelecektir. Çünkü galiba bunun kaçınılmaz ekonomik nedenleri ve derin kültürel kökenleri var...
Kader gibi bir şey...
Bizim kuşak uzun yıllar boyunca turizmin patlamasını bekledi. Sonunda olmaz denen şey
oldu, Türkiye dünyanın önde gelen destinasyonları arasına girdi.
Gelin görün ki, patlama hâlâ devam ediyor.
Bence bir hasar değerlendirmesi yapmamızın ve bazı şeyleri turizmin elinden nasıl kurtaracağımızı düşünmemizin zamanı geldi. 
Bu yaz Ege kıyılarında çok dolaştım ve gördüm. Meğer o da sınırlıymış: İşte bitiyor!