Derin bir nefes alalım

Açalım ya da açılım derken nefes alışımız bozuldu. İyi nefes almıyoruz. Gittikçe hızlanıp düzensizleşiyor göğsümüzün iniş çıkışı. Bu kalp atışlarımızı da bozacaktır. Belki de bozmuştur bile.

Açalım ya da açılım derken nefes alışımız bozuldu.
İyi nefes almıyoruz. Gittikçe hızlanıp düzensizleşiyor göğsümüzün iniş çıkışı.
Bu kalp atışlarımızı da bozacaktır.  Belki de bozmuştur bile.
Nefes nefese ve çarpıntılı... Tansiyon da tepelere fırlayacaktır. Belki de fırlamıştır bile.
Diğer göstergeler de bozulacaktır. Bozulmuştur büyük olasılıkla...
Panik atak, pusudadır.
Böyle durumlarda şöyle diyor hekimler ve gurular:
“Derin bir nefes alın, oksijeni içinizde tutun ve hızla boşaltın... Sonra bir daha... Sonra bir daha...”
Sakinleştiğinizi hissedeceksiniz. Bir süre sonra kalp atışlarınız da yavaşlayacak. Tansiyonunuz düşecek...
Panik korkusuna teslim olmak yerine mantığınızın sesini duymaya başlayacaksınız.
Türkiye’nin şu anda ihtiyacı olan da bu: Derin bir nefes almak. Sonra bir daha... Sonra bir daha...
Paniğin ve korkunun yerine sağduyu alana kadar...
***
Derin nefes almanın siyasetteki karşılığı nedir? Doruk toplantısı mı, retoriğin yumuşaması mı, karşılıklı ziyaretler mi, ne?
Erken seçim değil kuşkusuz, çünkü o nefes alışlarını daha hızlandıracaktır.
Akil adamların devreye girmesi? Kim onlar? Kategorize etmediğimiz, üzerinde tepinmediğimiz önemli ismimiz kaldı mı?
Cumhurbaşkanı? Biz bu köşeden kaç yüz kez söyledik o makamda tarafsız ve herkesin saygısına sahip birinin bulunması kırılgan demokrasimiz için bir emniyet sübabıdır diye. Dinleyen olmadı tabii.
Medya? Orada kime inanacak ki halk? Karşılıklı birbirlerinin inandırıcılıklarını yok ettiler.
Evet, nasıl derin bir nefes alarak aklını başına toplayacak bu ülke?
***
Baskı dönemi istikrarlıdır. Başını kaldıranın başı ezilir. Ama açılım başlayınca tuhaf şeyler olur. Kısa süren bir duraksamanın ardında, en azından bazı kesimlerde marjinalleşme ve radikalleşme başlar.
Bir çeşit ideolojik sidik yarışı. Makulün yerini maksimumun alması.
Türkiye bunu solda yaşadı. İslamcılar arasında da yaşadı. Şimdi de Kürtler arasında yaşıyor.
Bu dönemlerde en kötü şey makulün prim yapmaması, marjinalin ‘hit’ olmasıdır.
Hadi PKK’yı bir kenara bırakalım. DTP’lilere kim söyleyecek daha doğru olanı:
Meclis’ten ayrılmak hatadır. Ankara’dan kopup Diyarbakır’a çekilmek vahim hatadır.
Nefes açmaz, tıknefes eder insanı.
Türkiye’nin, Türküyle Kürdüyle, iktidarı ve muhalefetiyle, ihtiyacı olan derin bir nefes almaktır...
Sonra bir daha... Sonra bir daha...