Dikiz aynasına takılıp kalmak

Son 10 yılda yaşananlar Türkiye ile Yunanistan arasında iyi ilişkilerin, Ege'nin her iki yanında yaşayanlar için de çok yararlı olduğunu ortaya koydu.

Son 10 yılda yaşananlar Türkiye ile Yunanistan arasında iyi ilişkilerin, Ege’nin her iki yanında yaşayanlar için de çok yararlı olduğunu ortaya koydu. Karşılıklı ticari, kültürel, toplumsal ilişkiler geliştikçe uzun yıllar boyu birbirlerine kuşkuyla bakan iki halkın aralsındaki buzlar eridi. Görüldü ki, iki halk birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır. Örneğin, turizm alanında 1+1 toplaması 2 değil 3 etmektedir. 
Durum böyleyken, geçen hafta yaşadığımız iki olay her iki tarafta da olayları dikiz aynasından izleyenlerin hala baskın olduğunu ortaya koydu.
Bunlardan birincisi Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos’un Amerika’nın ünlü 60 Minutes programında söyledikleriydi. Gerçek sıkıntıları olan yaşlı liderin biraz ayarı kaçmış ‘çarmıha gerilme’ benzetmesi derhal eski bohçaların açılmasına ve günümüzde fazla bir şey ifade etmeyen flamaların çıkarılmasına neden oldu. Yunan hükümetinin de Patrik’in sözlerini desteklemesi bazı çevrelerde ‘Eyvah, gene başladılar!’ korkusunu depreştirdi.
Ne kadar hazin! Zamanın geçtiğini, dünyanın değiştiğini, eski denklemlerin bozulduğunu, bir zamanlar çok ciddi görünen korkuların günümüzde gülünçleştiğini kabul etmekte niçin bu kadar zorlanıyoruz? Patrikhane Bizansı ihya mı edecek? Bu topraklarda 3 bin yıl yaşamış Rumlardan geride kalan 2-3 bin yaşlının yapacaklarından mı korkuyoruz? Tüm Ortodoks dünyasının ‘evrensel’ lideri Patrik bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olsa fena mı olur?  Yarının Patrik’lerinin Heybeliada Ruhban Okulu’nda yetişmesi bu ülke için niçin tehlike oluştursun? 
Gözlerini ilerdeki yola dikmiş olanlar için bu soruların yanıtları kolay. Ama ne yazık ki hala, dünyayı dikiz aynasından izleyenlerin sözü geçiyor.
Geliyoruz ikinci dikiz aynası vak’asına. Gazetelerde okumuş olabilirsiniz. İzmir’de üç casus yakalanmış. Türk vatandaşı olan bu üç kişi o yörede askeri bilgi toplayıp Yunanistan’a satıyormuş. Limanda demirlemiş savaş gemilerinin resimleri ve askeri birliklerin yerleri bu türden ‘gizli’ bilgiler arasındaymış. Meğer bir yıldır gözetim altındaymışlar, birkaç gün önce yakalanmışlar.
Düşünebiliyor musunuz, Yunanistan’da birileri, içinde bulunduğumuz şu yepyeni dünyada hâlâ Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma casusluk yöntemlerinden medet umabiliyor. NATO’da müttefiki olan, çok sıkı ilişkiler kurduğu ülkenin üçüncü sınıf askeri bilgilerine tenezzül edebiliyor. Bu amaçla para harcayabiliyor.
Demek ki gözleri geçmişin dikiz aynalarına takılıp kalmış. Hâlâ Türkiye’yi günün birinde savaş açılabilecek bir ülke olarak görüyorlar. Ona hazırlanıyorlar.
Yazık!
Başta söylediğimi tekrarlayayım: Türk-Yunan ilişkilerinde dikiz aynalarını bırakıp ileri bakalım. Gelecek, geçmişten daha parlak...