Dünyayı IPI'lama zamanı

Demokrasimiz ve basınımız yine vitrinde. Uluslararası Basın Enstitüsü'nün </br>(IPI) yıllık genel kurul toplantısı bugün İstanbul'da başlıyor.

Demokrasimiz ve basınımız yine vitrinde. Uluslararası Basın Enstitüsü'nün
(IPI) yıllık genel kurul toplantısı bugün İstanbul'da başlıyor. 500'ü aşkın gazeteci, editör, medya uzmanı üç gün süreyle hem dünya basınının sorunlarını tartışacak, hem de ev sahibi ülkenin durumunu kendi gözleriyle görmek fırsatını bulacak.
Basın özgürlüğü konusunda küresel bir gözetleyici işlevi gören
IPI ile Türkiye arasında son yarım yüzyıldır bir 'özel ilişki' olagelmiştir. Bu ilişkinin kurulmasında kuşkusuz rahmetli Abdi İpekçi'nin çabalarının payı büyüktür. Uzun yılardır IPI Yönetim Kurulu'nda bir Türk'ün yer alması gelenekselleşmiştir. Bir süredir bu görevi Hürriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı yürütüyor.
IPI, yarım yüzyıldır hem Demokrat Parti'nin hem de askeri darbe yönetimlerinin basınımıza yönelik baskılarını yakından izlemiş, karşı çıkmış, meslek dünyamıza cesaret ve moral vermiştir. Bundan bir yıl kadar önce ölen eski IPI Direktörü Peter Galliner gerçek bir Türkiye dostuydu..
Türkiye'de 1988 yılında yapılan genel kurul toplantısında en çok
ilgi çeken konuşmacı o dönemde 'yasaklı' olan Süleyman Demirel idi.
Bu kez de konuşacak Demirel, ama eski bir cumhurbaşkanı olarak. Aradan geçen 20 yılın değerlendirmesini dünya basınına nasıl yapacağını doğrusu ben de merak ediyorum.
Toplantının üçüncü gününde konuşacak olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın söyleyecekleri de gündem oluşturacaktır. Kendisine 'zor' sorular sorulacağına eminim.
Keşke yakında emekliye ayrılacak olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu son fırsatı Türkiye'nin geldiği noktayı dünyaya anlatmak için kullansaydı. Çünkü, gelenlerin kafalarında yine sorular birikmiş durumda.
Türkiye bu önemli uluslararası toplantıya, bir yandan iki hafta önce asker muhtırası yemiş bir demokrasi olmanın mahcubiyeti, bir yandan da milyonların laikliği korumak için meydanlara çıktığı bir ülke olmanın övüncüyle çıkıyor.
Anlıyorum ki, Türkiye'yi anlamakta zorluk çekiyorlar. Bakalım aydınlanarak mı yoksa kafaları daha da karışarak mı ayrılacaklar?