Durum o kadar kötü değil

Sistem çalışıyor, sorunlar demokrasinin enstrümanlarıyla çözülüyor. Tek istisna, Genelkurmay'ın 'e-muhtırası' oldu...

Türkiye'nin 2007 yazındaki hali hakkında pek çok karamsar yazılar yazıldı. Bugün bardağın boş olan değil, dolu olan kısmına bakalım.
'Sınavkolik' sıfatını çoktan hak etmiş olan demokrasimiz son aylardaki zorlu sınavlardan oldukça iyi notlarla geçiyor.
Sistem çalışıyor. Sorunlar demokrasinin kendi enstrümanlarıyla, demokrasi içinde çözülüyor.
Bu konudaki tek istisna, Genelkurmay'ın 27 Nisan e-muhtırasıydı. Onu bile sistem içi bir uyarı olarak yorumlayanlara rastlanıyor.
Bundan önceki derin bunalım dönemlerinde olduğu gibi 'Bizde demokrasi yürümez' diyenlere pek rastlanmıyor. Büyük çoğunluk savlarını demokrasinin terimleriyle açıklayıp haklı göstermek çabasında.
Bu durum hem demokrasinin genel olarak özümsendiğini hem de demokrasi düşmanı odakların ideolojik olarak marjinalize edildiğini göstermekte.
Halkımız, her şeye rağmen, demokrasiyi seviyor, benimsiyor. Çektiği sıkıntılar ne olursa olsun, ondan vazgeçmeye hiç mi hiç niyeti yok.
Maya tuttu, demokrasinin psikolojik altyapısı oluştu diyebiliriz.
İşin ilginç yanı bu kez demokrasimiz hakkında en kötümser yazıları, varlığını demokrasiye borçlu olan AKP sevdalısı kalemler yazıyor. Onlara soracak olursanız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül'ün seçilememiş olması bir felakettir, Türkiye'de demokrasinin çalışmadığının, bir çeşit gizli diktatörlüğün devam ettiğinin işaretidir.
Bence tam tersi de doğru olabilir: Dünyanın hiçbir demokrasisinde görülmemiş bir yöntemle ülkenin cumhurbaşkanının bir kişi tarafından son dakikada dayatılması çabasının demokratik enstrümanlarla durdurulmuş olması Türk demokrasisisin fren sisteminin işlediğinin bir işaretidir. Demokrasinin işlediğinin işareti.
Bundan elbette e-muhtırayı değil, CHP'nin tüzüğe uygun engelleme çabalarını ve Anayasa Mahkemesi'nin kararını kastediyorum.
Etraf 'tuhaf demokrat' kaynıyor. Demokrasiyi salt sandalye ve oy çokluğu olarak gören 'vülger' demokratın bini bir para.
Selektif demokratlar! Demokrasiyi işlerine geldiği kadarıyla savunuyorlar. Meclis'teki çoğunluğu savun, ama sistemin asal parçalarından biri olan bir Anayasa kurumunu, Anayasa Mahkemesi'ni henüz gerekçesini bile görmediğin
bir kararından dolayı yerden yere vur!
Meclis'te büyük çoğunluğa sahip AKP'nin despotlaşmasına ve Erdoğan'ın Putin'leşmesine karşı fren işlevi yapan, yani aslında demokrasiyi koruyan kurumlara insafsızca saldırmak nasıl demokratlık oluyor?
Bağımsız yargısıyla, özgür basınıyla, tarafsız cumhurbaşkanıyla, sivil toplum kurumları ile iyi ki var o kurumlar. İyi ki vardılar. Sistemin kendilerinden beklediği görevleri yaptılar.
Çağdaş demokrasi böyle bir şey: En çok oyu alan her istediğini yapamıyor. Hukuka uyması, tamahkârlık etmemesi, kamu vicdanına kulak vermesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı seçmek gibi yaşamsal konularda uzlaşması gerekiyor.
Sistemin gaz pedalının yanında frenleri var. Bizim selektif demokratlar AKP'nin hatırı için frenlerin boşalması için ellerinden geleni yapmaktalar...
Neyse ki sistem dayanıklı, arada bir teklese de, işliyor.
Bakın, tıkandığı yerde bile çare buluyor. AKP'nin büyük çoğunluğuna rağmen değiştirmediği o adaletsiz yüzde 10 barajı aşmak için bulduğu delikten çok sayıda bağımsızı Meclis'e sokmaya hazırlanıyor.
Bardağın dolu tarafına da bakın. Durum o kadar da kötü değil yani!