Enerji Bakanı'ndan tuhaf sözler

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in edebiyatla ne alıp veremediği var? Yoo, nice edebi esere esin kaynağı olmuş Kazdağları'na ilişkin tutumu nedeniyle sormuyorum bu soruyu.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in edebiyatla ne alıp veremediği var? Yoo, nice edebi esere esin kaynağı olmuş Kazdağları'na ilişkin tutumu nedeniyle sormuyorum bu soruyu. Bakan'ın iki hafta önce TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda yaptığı konuşmanın metnini okurken fark ettim ki sayın Bakan'ın sadece doğal güzelliklerle değil, edebi güzelliklerle de bir sorunu olmalı!
Bakan marifetlerini sayıp dökerken şöyle demiş:
"Daha önce adına şiirler yazılan dereleri enerjiye dönüştürmeye başladık!"
Ne demek istiyor acaba? Bir dereye güzelliği dolayısıyla şiir yazılması kötü bir şey midir?
Yoksa doğrudan doğruya şiir yazılması mı kötü bir şey? Ya da elektrik üretilmesi, örneğin Tennyson'un Kazdağları hakkında yazdığı o güzelim şiirden daha güzel ve önemli mi?
Belki de uzun zaman Bakan kalırsa ülkede şiir yazılacak dere kalmayacağını müjdeliyor!
Bakalım buna şairlerimiz ne diyecekler? Şairlerin diline düşen iflah olmaz. Çünkü şiirler bırakın enerji bakanlarını, devletlerden bile daha fazla yaşar.
Ya romancılar?
Bakan Güler aynı konuşmada Türkiye'nin jeo-termal haritasını milletvekillerine gösterdikten sonra:
"Bu roman değil, Türkiye'nin jeotermal kaynak envanteri..." demiş.
Ne yani bu envanter 'İnce Memed'den, 'Çalıkuşu'ndan, 'Goriot Baba'dan daha mı önemli insanlık için? Daha mı kalıcı?
Acaba sayın Bakan edebiyat eserlerini bir küçümseme aracı olarak kullanmayı nerede öğrenmiş? Sakın edebiyatçıların eserlerinde çok gırgırını geçtikleri 'dar mühendis kafası' denilen şey olmasın bu?
Metalurji mühendisi Güler'in türkülerle de bir sorunu olup olmadığını bilmiyorum, ama yaptığı konuşma bana 'Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar' türküsünü hatırlattı. 27 Ekim'de Çanakkale'de yapılan toplantıda Kazdağları'nda altın çıkarılması konusunda halkın tepkilerinin göz önüne alınacağını söylediği halde, Meclis'te tam tersi anlama gelecek şeyler söylemiş. 'Orada altın var ve o mutlaka çıkarılacak' şeklinde özetlenebilecek bir tavırla konuşmuş.
Bu arada, altın madeni çıkarmakta kullanılan sodyum siyanürün zehirli olmadığını ileri sürmüş. Uzmanlar Bakan'ın bu konuda da yanılgı içinde olduğunu söylüyorlar. Çanakkale Çevre Platformu Sözcüsü Hicri Nalbant bir bildiri yayımlayarak Bakan'a meydan okumuş:
"Sodyum siyanürün zehirli olmadığını iddia etmek yetmez. Bir dönem Çernobil faciasından sonra bir bakanın hiçbir şey olmaz diyerek çay yudumladığı gibi, Hilmi Güler'in de çıkıp noter huzurunda yarım çay kaşığı sodyum siyanürü yemesi tüm gerçekleri ortaya çıkaracaktır. Fazla lafa hacet yoktur."
Bakalım Bakan bu meydan okumayı kabul edecek mi? Eğer ederse, kendisine çoğu Kazdağları ile ilgili birkaç şiir ve roman tavsiye etmek isterim! Ne olur, ne olmaz. Edebiyat zevki tatmadan gitmesin!