Erdoğan'ın maksimumu ile Öcalan'ın minimumu

Aşağı yukarı bir aydır Kürt sorununu çözmeyi hedefleyen 'demokratik açılım'ı konuşuyoruz. İkinci ayın başlarında geriye bakıp bir değerlendirme yapabiliriz.

Aşağı yukarı bir aydır Kürt sorununu çözmeyi hedefleyen ‘demokratik açılım’ı konuşuyoruz.
İkinci ayın başlarında geriye bakıp bir değerlendirme yapabiliriz.
Biraz kaotik görünse, her kafadan bir ses çıkıyor izlenimi bıraksa da, bir aylık tartışmanın bizi getirdiği yeri şöyle özetleyebilmek mümkün:
Bu açılımı başlatan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘maksimum’u ile, adı tam öyle konmasa da bu konuda muhatap görülen DTP-PKK cenahının ‘minimum’unu saptamaya çalışmak.
Ve tabii, bunu öğrendikten sonra ikisi arasında ne kadar örtüşme olduğunu görmek.
İlk soru, bu süreçte ‘verici’ konumda olan AKP hükümetinin neleri vermeye hazır olduğunun belirlenmeye çalışılmasıydı. Açılım paketi karşı tarafa neler vadediyordu?
Hükümetin bu konudaki ısrarlı suskunluğu bazı çevrelerdeki şüpheleri yoğunlaştırdı. CHP ile MHP hükümetin ‘çok fazla’ şey vermeye hazır olduğunu öne sürerek yaylım ateşe geçtiler. Bu saldırı etkili oldu. AKP, ‘Biz Türkiye’nin tamamı değiliz’ savunma hattına çekilmek zorunda kaldı.
Bu arada Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Anayasa’nın 3. maddesini hatırlatarak pazarlık alanının sınırlarını hatırlattı. İktidar ve muhalefet nihayet bir konuda birleştiler. Açılımın maksimum sınırı, Türkçe’nin resmi dil olarak kaldığı üniter evlet yapısıydı.
Ağustos biterken o noktadayız.
O zaman denklemin ikinci yanına geçebiliriz:
Peki, bu maksimum, ‘alıcı’ konumundaki DTP-PKK cenahının minimumunu karşılıyor mu? 
DTP sözcüleri tarafından çok net olarak dile getirilmiyor, ama bu sorunun yanıtı ‘Hayır’dır. PKK lideri Abdullah Öcalan’dan gelen sinyaller, adı federasyon olmasa da, hükümetin maksimumundan, yani verebileceğinden, çok daha fazlasının istendiğini ortaya koymaktadır.
Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan gönderdiği ‘yol haritası’nın içeriği basına yansıdığında bu soruya çok daha net bir yanıt verebileceğiz.
O noktada, ya DTP Öcalan’ın belirlediğinin altında bir minimuma razı olabileceği sinyalini verecek, ya da o cesareti gösteremeyerek şimdiye kadar olduğu gibi, Öcalan’ın arkasına sığınacaktır.
Hükümet terör örgütünün lideri ile müzakere edemeyeceğine göre o zaman ne olacaktır?
Önümüzdeki günlerin sorusu budur
Süreç bu şekilde tıkanınca, ABD’nin, perde önünde ya da arkasında, çok daha etkin bir biçimde devreye girmesi beklenebilir.
Daha önce de söylediğim gibi, çözüm konusunda bir Amerikan planı yok ama bir Amerikan takvimi var. ABD birliklerinin Irak’tan çekilmesiyle ilintili hızlandırılmış bir takvim bu... PKK ve Kandil sorununun bir şekilde çözülmesini istiyor Washington. Tezelden çözülmesini istiyor. Nasıl çözüldüğü pek umrunda değil.
Amerika’nın acelesi olması, yanlış adımlara yol açabileceği gibi, bir fırsat olarak da değerlendirilebilir.
Bakalım öyle mi olacak?