Erdoğan'ın merkeze yolculuğu

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) artık gerçek anlamda bir 'merkez' partisi sayılabilir mi? Yoksa onu hâlâ ideolojik İslamcı bir parti olarak kategorize etmek gerekir?

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) artık gerçek anlamda bir ‘merkez’ partisi sayılabilir mi? Yoksa onu hâlâ ideolojik İslamcı bir parti olarak kategorize etmek gerekir?
Partinin birkaç gün önce Ankara’da yaptığı büyük kongreyi izleyenlerin önemli bir kısmı AKP’nin siyasetin merkezine seyahatinin tamamlandığı görüşünü öne sürdüler.
Bu arada ‘merkez’de artık başkasına yer kalmadığını öne süren sempatizanlara da rastlandı.
Buna karşılık, İslamcı kökenleri nedeniyle bu partiye öteden beri kuşkuyla bakanlar, partinin iç çekirdeğinin hala Milli Görüş’cülerden oluşmasını, aslında fazla bir şey değişmediğinin kanıtı olarak gösteriyorlar.
Bu görüşlerden hangisi doğru? AKP’yi artık normal bir merkez partisi sayabilir miyiz?
Bu soruya cevap verebilmek için ‘merkez’in ne olduğu konusunda net bir tanıma ihtiyaç var. Gelin görün ki, siyaset biliminde herkesin kabul edebileceği böyle bir tanım bulunmuyor.
Hasan Bülent Kahraman’ın geçen gün Sabah’taki ‘Merkez mi ‘catch all’ mu?’ başlıklı yazısında andığı gibi, bir tanım herkesi yakalamaya çalışan ya da ‘herkesi kucaklayan’ partidir.
Kulağa ne kadar hoş gelirse gelsin, farklı sınıf ve katmanlardan oluşan bir toplumda böyle bir şeyin gerçekçi bir karşılığı olabilir mi?
Bu sözcüğü, ideolojik olmayan, olaylara çözüm öncelikli bir şekilde ve pragmatik bir biçimde
yaklaşan parti anlamında kullananlar çok. Tony Blair’in ‘solcu’ İşci Partisi’ni böyle bir yaklaşımla merkeze çektiği öne sürülmüştü.  Bizde de merkezi bu anlamda kullananlara rastlandı... Yani: “Ne sağcıyız ne solcu, merkezciyiz merkezci.”
AKP ideolojiden bu ölçüde arındı mı? Bu kadar sıradanlaştı mı?
Önerilen bir başka tanım, tartışmalı konularda ‘en geniş mutabakatı arayan parti’dir. Yani, bir bakıma, kendi fikri olmayan bir parti. Anket partisi.
Bunu AKP yöneticileri kabul etmeyecektir.
Parti kongresinde yaptığı konuşmadan ben parti lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın  söylediklerini ‘merkez’ kavramı açısından dikkatle dinledim.
Erdoğan şöyle diyordu:
“Bugün bu salonda Anadolu var, Trakya var.
Bugün bu salonda Türkiye’nin yedi bölgesi var...
Türkiye’nin bütün renkleri bugün işte bu salonda.
Türkiye’nin tüm sesleri işte bugün bu salonda...
Biz birlikte Türkiye’yiz.”
Biz her yerdeyiz, bizim olmadığımız yer yok...
Bu söylem Erdoğan’ın merkezi ele geçirmekte kullandığı yöntemi gayet iyi açıklıyor. Biraz coğrafi bir tanım bu.
Ben, bunun, fiziksel olarak bir gaz maddesinin yayılıp dağılması ve var olan tüm boşlukları doldurması benzetmesiyle anlatabileceğini sanıyorum. 
Yani burada, geleneksel merkeze yanaşma operasyonlarında gördüğümüz gibi eski ideolojik mevzileri terk edip daha ‘makûl’ ya da ‘ılımlı’ bir yere gelmek söz konusu değil... Tam tersine, bir yandan onları (eski sembolleri, idolleri, efsaneleri) muhafaza ederken bir yandan da normal olarak başkalarına ait olması gereken mevzilere de yayılmak mümkün görülüyor. Ta ki, başkalarına manevra alanı kalmasın.
Erdoğan’ın o konuşmada saydığı 14 mozayik isim bunu çok iyi yansıtıyor.
Gaz gibi yayılıp tüm siyasal uzamı doldurmak:
Çok ilginç bir yöntem doğrusu.
Peki böyle bir yaklaşım inandırıcı olabilir mi? Siyasal sonuçları nelere olabilir? Onu da yarın yere alalım.