Eski Türkiye, yeni Türkiye ve okuyucularıma bir not

22Temmuz, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 'eski dönem'in bittiği gün olarak ilan edilebilir. O gün halkın oylarıyla Eski Türkiye'ye son verilmiş, Yeni Türkiye dönemine girilmiştir.

22Temmuz, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 'eski dönem'in bittiği gün olarak ilan edilebilir. O gün halkın oylarıyla Eski Türkiye'ye son verilmiş, Yeni Türkiye dönemine girilmiştir.
Burada 'eski' ve 'yeni' kelimelerine normatif anlamlar yüklemediğimi belirtmek isterim.
Herkes kendi konumuna göre hangisinin daha iyi ya da kötü olduğunu değerlendirecektir. 'Yıkımın' ya da 'diriliş'in başlangıcı olarak niteleyecektir. Ancak, bunlar temel olguyu değiştirmez.
Eski Türkiye'yi Cumhuriyet'in kuruluşuyla başlamış bir 'özel proje' olarak da anlatabiliriz.
Bu proje, çok uygunsuz bir bölgede, yorgun ve yoksul bir halktan çağdaş bir toplum yaratma ülküsünü hedefliyordu. 19. yüzyıl pozitivistlerinden miras alınmış bir iyimserlikle 'bilimin en gerçek rehber' olduğu fikri bu projenin baş dayanağı idi. 'Cumhuriyet değerleri' ve özellikle laiklik, bilime duyulan güvenin hem önkoşulu, hem de kaçınılmaz sonucu olarak görülmekteydi. Ancak kökleşmeleri, zaman gerektiriyordu. O yüzden, düzenin kurucu ve koruyucu elitlerine ne zaman biteceği bilinmeyen özel görevler verilmişti...
'Ulusal' Eski Türkiye projesini saf dışı bırakan Yeni Türkiye ise bir 'global proje' olarak tasarımlanıyor ve biçimlendiriliyor.
Eski düzenin çok titizlendiği 'Cumhuriyet değerleri'nin yerine dünyaya açılma, insan hakları, saydamlık, demokrasi gibi yeni değerler konuyor. Bu yeni düzenin rehberi 19. yüzyıldan bu yana çok hırpalanmış olan pozitif bilim değil, küresel sermaye.
Eski ve Yeni Türkiye mücadelesi 2002'de AKP'nin iktidara gelmesiyle iyice kızıştı. Dizginlerin ellerinden çıktığını fark eden eski elitlerin kendilerini koruma refleksleri ulusalcılık, korumacılık, içe kapanmacılık ve yabancı düşmanlığı şeklinde dışa vurdu. Kritik 2007 ilkbaharında tüm kartlar kullanıldı, ama olmadı. 22 Temmuz'da halk, sadece CHP'yi ve merkezi bürokrasiyi değil, eski Türkiye'nin İslamcılık modelini temsil eden Erbakan'ı da redderek ağırlığını yeni global projeden yana koydu.
Türkiye şu anda 22 Temmuz'da konmuş yeni yakıtla rampadan fırlamış bir füzeye benziyor. Bakalım hangi yörüngeye oturacak?
OKUYUCULARIMA NOT: Bazı okuyucularım, seçimden birkaç gün önce AKP oylarının yüzde 48'i bulduğunu öne süren anket konusunda yazdığım ve "Ben yüzde 40'lık bir blok görmüyorum" dediğim yazımı bana hatırlatan ve bazen iğneli ifadeler içeren notlar gönderiyorlar. Ben bu notları yazılarımın onlar tarafından ne kadar önemsendiğinin işareti olarak görüyor, teşekkür ediyorum.
Ancak, konu gürültülü gündemin ortasında unutulmadan iki noktayı açıklamayı yararlı görüyorum: Birincisi, hani hakemler "Ben gördüğümü çaldım" derler ya, ben de gördüğümü yazdım.
O günlerde iktidara en yakın anket kuruluşlarının bulguları bile yüzde 40'ın üstünü göstermiyordu. Gazetelerden öğrendiğimize göre, sandıklar açılmadan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da yüzde 40 dolayında oy beklediğini söylemiş.
Buna rağmen yüzde 48'i yakalayabilmesi, KONDA'nın ve Tarhan Erdem'in özel başarısıdır.
İkincisi, ben bu köşede haber yazmıyorum, kendi öznel görüşlerimi aktarıyorum. Burası bir yorum köşesi. O yazıda da, 'düşünüyorum' ya da 'sanıyorum' türünden kelimelerle anlatmıştım aklımdan geçenleri. Köşe yazarı, okuruna her şeyden önce samimiyet borçludur. Samimiyetin ölçüsü, yalan söylemektense yanılmayı göze almaktan geçer.