Evlendirme programları

Tuhaf bir ülke bizimkisi. Tutarsızlıklarla dolu. İnsan, akıl yürütmekte, ?Madem ki öyle, demek ki böyle? demekte zorlanıyor.

Tuhaf bir ülke bizimkisi. Tutarsızlıklarla dolu. İnsan, akıl yürütmekte, ‘Madem ki öyle, demek ki böyle’ demekte zorlanıyor.
Çelişkiler, uyumsuzluklar terslikler bir araya gelince ortaya ‘Ucubistan’ manzarası çıkıyor.
Son yıllarda yapılan büyük kapsamlı kamuoyu yoklamaları, gittikçe muhafazakârlaşan bir toplum olduğumuzu ortaya koyuyor. Yani, dinsel inançlara, geleneksel değerlere, aile kurumuna gittikçe daha fazla önem veren bir toplum.
Ve derken karşınıza televizyonlardaki çöpçatanlık programları çıkıyor. Bakıyorsunuz,
o programlarda tepeden tırnağa kapalı kadınlar ve sünnet duası okunmuş sakallı erkekler en mahrem sayılması gereken konularda cümle alem önünde konuşmaktalar. Ne konuşması, pazarlık yapmaktalar:
“Eviniz kendinizin mi?”
“Kaç para kazanıyorsunuz?”
“Anneniz sizinle birlikte mi yaşıyor?”
Yapılan pazarlığın konusu, ‘kutsal’ aile kurumu. Hani şu karşılıklı saygı ve sevgiye dayanması gerektiğine inanılan, çeşitli dinsel, kültürel ve yasal yaptırımlarla korunan, manevi bir birlikteliği temsil ettiği öne sürülen kurum.
Ama bakıyorum bizim çok muhafazakâr dedeler ve nineler, tüm dünyanın gözü önünde pazarlık etmekten hiç utanmıyorlar!
Sanki görevleri o ‘kutsal’ kurumun büyüsünü bozmak; ya da, sosyal bilimlerdeki adıyla ‘demistifiye’ etmek. Ki, muhafazakârlığın tam zıddı bir eylemdir.
Gençliğimde solcu arkadaşlarım ‘burjuva evliliği’nin aslında maddi çıkarlara dayalı bir cinsellik alışverişi olduğunu savunur, ‘aşk’ın da onu gizlemek için uydurulmuş bir kandırmaca olduğunu öne sürerlerdi. Burjuva evliliklerinin somut çıkar analizine tabi tutulması halinde bu alışverişin içyüzünün görülebileceğini söylerlerdi.
Günümüzün muhafazakâr Türkiye’sinde somut çıkar analizi evlilikten önce televizyonlarda yapılıyor!
Yo, yanlış anlamayın, o programlara çıkan insanları küçümsüyor değilim. Böyle bir şeyi kabul edebilmek için insanın çok insani bir konuda fazlasıyla umutsuz olması gerekir. Demek ki, başka çareleri yok, demek ki bu konuda devreye girmesi bekleyen kurumlar artık çalışmıyor.
Tarım toplumunda bekar insanların evlendirilmesi toplumsal bir proje sayılırdı.
Araya yalnızca anabalar ve arkadaşlar değil, başkaları da girer, ‘münasip bir eş’ arayışı başarıya ulaşıncaya kadar devam ederdi.
İnsanlar kentlere doldu, büyük aile yıkıldı, çekirdek aile bile çatladı. Eski çöpçatanlık ve aracılık kurumlarının yerinde yeller esiyor.
Ancak, toplum hala nikahsız yaşamaya iyi gözlerle bakmıyor. Evlenmek isteyen bekârların
bir araya gelebilecekleri mekânlar yok gibi. Nerede nasıl tanışıp görüşecekler?
Eski kurumlar çökmüş yerine yenileri konmamış. Bir tek televizyon yetişmiş imdatlarına...
Bakmayın stüdyoda çatır çatır pazarlık etmelerine; yarın anketörlere aile konusunda çok muhafazakâr cevaplar vereceklerdir!