Fatima'nın asıl sırrı

Hangi dilek, hangi gereksinme, hangi suçluluk duygusu çağımızda yaşayan bir insana bunu yaptırabilir? Bir insana değil yalnızca, binlercesine, on binlercesine...

Hangi dilek, hangi gereksinme, hangi suçluluk duygusu çağımızda yaşayan bir insana bunu yaptırabilir? Bir insana değil yalnızca, binlercesine, on binlercesine...
Bizim gittiğimiz gün diz üzerinde sürünme patikasında yalnızca iki kadın vardı. Ama, mayıs ile ekim arasında her ayın 13'ünde binlercesi oluyormuş. Feryatlar, hıçkırık sesleri ve dualar birbirine karışıyormuş o günlerde.
Kadınlardan birisi dizlik takmıştı, ama öbürü doğrudan doğruya dizlerinin üzerindeydi. Kucağında bir yaşında bir çocuk tutuyordu. Dizleriye güç bela birkaç adım attıktan sonra durup dinleniyordu. En azından bir saattir yapıyor olmalıydı bunu ve daha gidecek yolu vardı.
Varabilirse sonunda kanamış dizleriyle, 'Fatima'daki Annemiz'den bir dileği olacaktı. Belki kocasına iş, belki bir ikinci çocuk, belki çaresiz bir hastalığa şifa, belki başka bir şey...
Portekiz'in ortalarında, Lizbon ile Porto kentleri arasında Fatima kasabasındaydık. Adı Arapların bu yöreyi yönettiği dönemden kalan Fatima, 90 yıl önce yoksul, taşlık bir bölgede kimsenin önemsemediği bir köydü. Ama bugün nüfusu 1 milyarı aşan Katolik dünyasının en önemli hac merkezlerinden biri sayılıyor. Buraya gelen dinsel turistlerin sayısı yılda 2 milyonu aşıyormuş.
Fatima'nın kaderi 13 Mayıs 1917 yılında değişmiş. Anlatılanlara göre, o gün ikisi kız, biri erkek üç köylü çoban çocuk her zamanki yerde koyunlarını otlatırken birden bir ışık belirmiş ve içinden nurlu bir kadın
çıkmış. Çocuklarla konuşmuş ve ekime kadar her ayın 13. günü oraya geleceğini söylemiş. Nitekim de öyle olmuş: Çocuklar söylenen günlerde oraya gitmişler ve sonunda Meryem Ana olduğunu öğrendikleri kadından çeşitli öğütler almışlar. 'Fatimalı Annemiz' onlara dünyanın kaderini belirleyecek üç sır da vermiş.
Çocuklardan ikisi, ışıklı kadının söylediği gibi, birkaç yıl içinde hastalanıp ölmüş. Birisi büyümüş, rahibe olmuş ve 2005'e kadar yaşamış. Her üçü de yakın tarihlerde aziz ve azize ilan edilmişler ve Fatima'daki büyük kilisede yatıyorlar. Katolik dünyası o gün bugündür Fatima'nın üç sırrını, özellikle hâlâ açıklanmamış olan 3. sırrını tartışıyor.
Belki biliyorsunuz, bu tartışmalara zaman zaman bundan önceki Papa'yı öldürmeye çalışan Mehmet Ali Ağca da karışıyor.
Söylenenlere göre, birinci sır günahkâr insanların gidecekleri korkunç cehennemle ilgiliymiş. İkinci sır ise, Rusya'da dinsizliğin azacağından söz ediyormuş. Üçüncü sırra gelince... O hâlâ sır. Katolik kilisesinin karışacağından ya da bir Papa'nın suikasta kurban gideceğinden
söz ettiği iddiaları var. Bizim Ağca'nın Katolik teolojisine katkısı işte bu noktada devreye giriyor...
Çocukların Meryem Ana'yı gördükleri iddia edilen yerde şimdi bir kilise ve dinsel yapılar kompleksi var. Çevre, oteller ve dinsel eşyalar satan dükkânlarla dolu. Fatima kasabası gelişip serpilmiş, 'mucize'den çok memnun.
O zavallı kadının, dizleri üzerinde, ışığın göründüğü söylenen yere doğru ilerleyişini sıcak insani duygularla izledim. Kurban Bayramı'nın ikinci günüydü ve daha dün dünyanın başka yerlerinde milyonlarca koyun
"Hazreti İbrahim'in oğlu yaşasın diye" kurban edilmişti. Ve o gün, Hinduların Kumbh Mela kutsal döneminin de başlangıcıydı. 'Hindu Tanrısı Vişnu'nun kanatlı atının şeytanlarla döğüşürken dinlenmek
için mola verdiği' nehir kavşağı dolaylarına bu yıl 75 milyon müminin gelmesi ve Ganj'ın pis sularında ruhunu 'temizlemesi' bekleniyordu.
İnsanın, dünyayı aşan bir şeylere inanma gereksinmesi ve bu inancın alabildiği inanılmaz boyutlar artık beni şaşırtmıyor. Bu gereksinme ve kapasitenin onu hem daha tehlikeli hem de daha uysal yapabildiğini biliyorum.
O gün Fatima meydanında kucağında çocuğu, kanlı dizleri üzerinde sürünerek ereğine ilerleyen kadının, dileğinin gerçekleşmesini yürekten istiyorum...