Fazıl Say çekip gitsin mi?

Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say'ın AKP iktidarının ülkeyi İslamileştirme yönündeki adımları nedeniyle Türkiye'yi terk edebileceğini söylemesi büyük bir tartışma başlattı.

Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say'ın AKP iktidarının ülkeyi İslamileştirme yönündeki adımları nedeniyle Türkiye'yi terk edebileceğini söylemesi büyük bir tartışma başlattı. Fazıl Say haklı mı? Onun durumunda olan bir sanatçı ne yapmalı?
Türkiye'nin günümüzde bulunduğu yeri ve yakın geleceğini analiz etmemizi gerektiren bu sorularla ilgili görüşlerimi madde madde sıralamak istiyorum:
1) Başta bu iktidara eklemlenmiş liberaller olmak üzere bazıları Fazıl Say'ın çıkışını küçümseler de, ben ciddiye alınmasından yanayım. Yakın tarih bize, sanatçıların bu gibi konulardaki önsezilerinin ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor. Duyargaları daha iyi işlediği için olsa gerek, toplumun daha sonra duyacağı nefes darlığı ya da boğulma duygularını onlar önceden duyuyorlar. Fazıl Say dün yaptığı basın açıklamasında da bunu vurgulamış:
'Sanatçı, alnında ışığı ilk hissedendir' özdeyişini 'Sanatçı, karanlığın tehlikesini ilk hissedendir' anlamında da düşünebiliriz.'
2) Fazıl Say Türkiye'nin geldiği yerle ilgili saptamasında kısmen haklı. Türkiye 22 Temmuz seçimleriyle birlikte, küresel sermayenin desteği ve halkın oylarıyla, kritik bir eşiği geçmiştir. Bence, Birinci Cumhuriyet o noktada sona ermiştir.
3) Ancak bitenin yerini neyin aldığı ya da alacağı henüz belli olmamıştır. Ben, bu ara dönemi 'alacakaranlık' olarak niteliyor ve Türkiye'nin daha önce haritası yapılmamış arazilerde yol aldığını söylüyorum. Alacakaranlığı, isteyenler guruba, isteyenler de şafağa bağlayabilirler. Kesin olan tek şey, geçmişin bitmiş olduğudur. Fazıl Say eğer 'Rüya öldü' derken bunu kastediyorsa haklıdır.
4) Başlayanın ne olduğunu ise, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dahil, kimsenin bildiğini söyleyemeyiz. Türkiye tıpkı 20. yüzyılın başlarında olduğu gibi yine özgün bir şeyler yaşamak durumundadır. Hayır, Türkiye, İran gibi bir şeriat devleti olmayacaktır, o noktayı geçmiştir. Malezya gibi mozaik bir devlet de olmayacaktır, yapısı, deneyimi ve coğrafi konumu farklıdır. Fakat, son günlerdeki gelişmelerden de anladığımız gibi, ne yazık ki, özgür ve müreffeh bir Batı demokrasisi de olamayacaktır.
5) Peki, ne olacaktır? Bolca tüketim kültürü, biraz İslam, biraz demokrasi, bir nebze gelenek, epey mahalle baskısı ve ucundan Hollywood gibi öğelerin sentez olmadan bir arada bulunduğu postmodern bir bulamaç. Şehrin ortasında kurulmuş şeriata uygun sitelerde oturan sımsıkı örtülü kadınların, kadın kadına eğlencelerine erkek striptizciler çağırdığı bir ülke... Ya da, çocuklar aç karnına uyumaya çalışırke, lüks mağazalarında binlerce dolarlık mini bikini mayolar satılan bir ülke...
Bu olası ülkeye mutlaka bir ad bulmak gerekirse, ben UCUBİSTAN'ı öneriyorum.
6) Öyleyse, umutsuz olup ülkeyi terk etme planları mı yapmak lazım? Bence hayır. Gurubu şafağa çevirmek isteyenler biraz çevrelerine bakacak olurlarsa sanıldığı kadar yalnız olmadıklarını anlayacaklardır. Büyük alkışların adamı Fazıl Say bunu herkesten daha iyi bilecek konumdadır.