Gazeteci cinayetlerinin arka planı

Hıfzı Topuz'un 'Özgürlüğe Kurşun'unu okurken sordum: Az gazete okunan bu ülkede niçin çok gazeteci öldürüldü?

Hıfzı Topuz'un yeni çıkan 'Özgürlüğe Kurşun' (Remzi Kitabevi, Eylül 2007) adlı kitabını okurken hep şu soru kafamda döndü durdu: Gazete okumakla başı pek hoş olmayan bu ülkede niçin bu kadar çok gazeteci öldürüldü?
İlk öldürülen gazetecinin 1909'da Galata Köprüsü'nde vurulan Hasan Fehmi olduğunu kabul edersek, o günden bu yana, yani son 98 yıl içinde tam 61 gazeteci öldürülmüş. Hasan Fehmi'den Hrant Dink'e tam 61 kişi birtakım gerçekleri açıkladıkları ya da birtakım fikirleri kalemleriyle savundukları için kurşunlara, bombalara hedef olmuşlar...
Eminim, şu anda birtakım karanlık köşelerde bir takım insanlar bazı gazetecilerin şu ya da bu fikri savundukları için, İkinci Cumhuriyetci, Ulusalcı, Kemalist ya da dinci oldukları için ortadan kaldırılmaları gerektiğini savunmakta, belki de fırsat kollamaktadır.
Düşünceye silahla karşı çıkmak bizim buraların vahim kültürel özelliklerinden birisi. Niçin, niçin?
Hıfzı Topuz'un tüm gazetecilik okullarında 'Mesleğe Giriş' dersinde okutulması gereken kitabı, bunu, toplumda bazı odakların katillerin arkasındaki karanlık güçleri koruyup kollamasına bağlıyor. Öyle bir koruma refleksi ki bu, örneğin Sabahattin Ali'nin katledilmesinin arkasındaki sırrın ortaya çıkmasını aradan 60 yıl geçmesine rağmen hâlâ engelliyor. Düşünün ki, bu arada imparatorluklar yıkılmış, sistemler değişmiş, darbeler olmuş, iktidarlar gelmiş iktidarlar gitmiş, sağcılar, solcular, laikler, dinciler iktidar olmuş, bir teki bile 'Sabahattin Ali'yi aslında filanca öldürdü' diyecek cesareti kendilerinde bulamamışlar.
Geçen dönem CHP milletvekili Mustafa Gazalcı bu konuda soru sorunca İçişleri Bakanlığı'nca kendisine şu cevap verilmiş:
"O dosya kayıp!"
O dosya kayıp demek, başka gazetecilerin hayatı tehlikede demektir. Demek ki, İttihatçıların başlattığı o dehşet verici gelenek hâlâ devam ediyor.
İlk kurban Hasan Fehmi, İttihatçıları sert bir dille eleştirdiği için öldürülüyor. İkinci kurban Ahmet Samim bir yıl sonra aynı nedenle kurşunlara hedef oluyor. Birkaç yıl sonra, basın tarihimizin ilk soruşturmacı muhabiri diyebileceğimiz Zeki Bey silahla susturuluyor.
Bu üç parlak gazetecinin katillerinin arkasındaki güç ne zaman ortaya çıkıyor biliyor musunuz? Cumhuriyet kurulduktan sonra, Atatürk'e suikast davası sırasında. Daha sonra Milliyet'i kuracak olan genç muhabir Ali Naci Karacan gazetesine gönderdiği haberde, savcının iddianamesinde sanıklardan eski İttihatçı Şükrü'nün bu üç gazetecinin öldürülmesini isteyen gizli komitenin başında olduğunu açıklıyor. Üçünün de tetikçileri aynı tayfadandır.
Tetikçiler o kadar önemli değil. Bizim buralarda tetikçi bulmakta fazla sıkıntı çekilmiyor!
Abdi İpekçi'yi, Uğur Mumcu'yu, Çetin Emeç'i, Ahmet Taner Kışlalı'yı aslında kimler öldürttü? Hasan Fehmi, Ahmet Samim ve Zeki Bey'de olduğu gibi gerçek katilleri günün birinde öğrenebilecek miyiz?
İlk cinayetten bu yana bir asır geçse de, 'belki'den fazlasını söyleyemiyoruz.