Gerçeklerin güzüne doğru

Köşe komşum Murat Yetkin üç gün önceki yazısında 'Kim Meclis Başkanı olacak?' ya da 'Yüksek Askeri Şura'dan ne gibi kararlar çıkacak?

Köşe komşum Murat Yetkin üç gün önceki yazısında ‘Kim Meclis Başkanı olacak?’ ya da ‘Yüksek Askeri Şura’dan ne gibi kararlar çıkacak?’ türünden sorulara Ankara’daki siyaset erbabından başka kimsenin pek ilgi göstermemesinden yakınıyordu.
Oysa, diyordu, bu gibi gelişmeler ülkenin dengeleri açısından önem taşıyor.
Haklı tabii. Ama bence halkımız da haklı. Şu günlerde, içinde yaşamayanlar için Ankara çok
uzak görünüyor.
Ayrıca, tüm bu olup bitenleri fazla yakından izliyor görünmese de, tümüyle ilgisiz olduğunu da söyleyemeyiz. Konuları birazcık kurcalayın, çoğu kişinin aslında görünenden çok daha bilgili (ve demek ki, ilgili) olduğunu keşfediyorsunuz.
Yaz sıcaklarının ve tatil mevsiminin de bunda bir etkisi var kuşkusuz. Ancak bence özellikle Batı Anadolu’da halkımızın şu andaki egemen ruh halini ‘suskun bir bekleyiş’ olarak tanımlayabiliriz. Uzun bir süre baskın olan şaşkınlık ve tereddütün dağıldığını saptamak zor olmuyor. Görüşler eskiye göre çok daha net. Notları idareye vermiş ama karneleri dağıtmamış öğretmen rahatlığı var suskunluğunda.
AKP deyin, net yanıtınızı alıyorsunuz. CHP deyin, gene öyle. Ergenekon? Çevreye kuşkulu bir bakıştan sonra, o konuda da öyle. Avrupa Birliği? Buruk bir gülümsemeden sonra, orada da öyle.
Duraksadığı ve net yanıt veremediği iki konu var: Askerin durumu ve Kürt sorunu.
Ve tabii, hayatını zehir eden ekonomik kriz.
Meclis Başkanlığı’na Köksal Toptan gibi daha ılımlı (ve eşi başörtüsüz) biri yerine Milli Görüş’ün iç kadrosundan Mehmet Ali Şahin’in seçilmiş olması bu yüzden eskisi kadar hayalkırıklığı yaratmıyor. Çünkü, dedim ya, artık, öyle ya da böyle, kafalarında notlarını vermişler, AKP’nin ne olduğu konusunda kuşkuları kalmamış. Başbakan Erdoğan’ın Toptan’ın yerine Şahin’i seçmesi ve AKP Meclis Grubu’nun da bu kararı neredeyse oybirliğiyle onaylaması  kafalarındaki resme uyuyor. Tersi olsaydı şaşırırlardı.
Bundan sonra olacakları da çok iyi biliyorlar: Şahin seçildikten sonra yaptığı konuşmada tarafsızlık sözü verecek ve tüm partilere eşit uzaklıkta olduğunu söyleyecek, ama ilk ciddi sınavda Başbakan Erdoğan’ın istediğini yapacaktır.
Tıpkı, cumhurbaşkanlığına seçildiğinde benzer vaatlerde bulunmuş olan Abdullah Gül’ün yaptığı gibi.
Artık kimin kim ve neyin ne olduğu konusunda yalancı umutlar beslenmiyor. Romantik demokratlık düşleri geride kalmış.
Buna reel politikanın kural olduğu bir gerçekçilik dönemi de diyebiliriz.
Başbakan Erdoğan Meclis Başkanlığı’na Şahin’i seçerek kendisinin de reel politikayı benimsediğini gösterdi. O da şu saatten sonra başka bir şeymiş gibi görünmeye çalışmanın beyhudeliğinin farkında. O da notların verilmiş olduğunu görüyor. Bu yüzden bir süredir yeni cephelere uzanmak yerine eldekini muhafaza etmeye ve gittikçe daha ağır bombardıman altında kalacak olan koruganlarını onarmaya önem veriyor.
Reel politika siyasette reel karşı çıkışlar yaratacaktır. Gerçeklerin güzüne doğru ilerliyoruz.