Görünüşü kurtarmak mümkün mü?

Siyasette uzlaşma çağrısı yapanlar için işler iyi gidiyor. Meclis'te DTP'lilerle MHP'lilerin ateşle barut gibi duracakları ve yan yana geldikleri anda patlayacakları öne sürülüyordu.

Siyasette uzlaşma çağrısı yapanlar için işler iyi gidiyor. Meclis'te DTP'lilerle MHP'lilerin ateşle barut gibi duracakları ve yan yana geldikleri anda patlayacakları öne sürülüyordu. Patlama yerine dostane bir el sıkışma fotoğrafı kaldı geriye. Meclis Başkanı seçiminde pek çok sorun çıkabileceği düşünülüyordu. Tam tersine, son derece kolay ve net bir seçim oldu.
Ve böylece geldik gene 'tüm çekişmelerin anasına', yani cumhurbaşkanlığı seçimine! Şimdi ısrarla soruluyor: Acaba aynı uzlaşma ruhu bu seçim için de geçerli olur mu? Cumhurbaşkanı da, Köksal Toptan'ın TBMM Başkanlığı'na seçilmesi gibi, tereyağından kıl çeker gibi seçilir mi?
Şu anda bilmiyoruz. Ortada gerçekten zor bir zıtlaşma tablosu var. Ya zıtlaşmadan vazgeçilecek, ya iyi bir görünüşü kurtarma manevrası yapılarak bir orta yol bulunacak ya da Türkiye zıtlaşmanın, her ne ise, faturası ile karşı karşıya kalacak.
Kimilerine göre Köksal Toptan'ın TBMM Başkanlığı'na seçilmesi, sözü edilen görünüşü kurtarma manevrasının ta kendisidir. Milli Görüş çekirdeğinden gelmeyen ve eşinin başı açık bir AKP'linin bu simgesel makama seçilmesiyle
gereken ödün verilmiş, beklenen ödül hak edilmiştir. Bu ödül, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına çıkmasına bu kez ses çıkarılmamasıdır...
Tabii bunun tam tersini söyleyenlere, yani asıl görünüşü kurtarma manevrasına ihtiyaç duyanın Abdullah Gül olduğunu söyleyenlere de rastlanıyor. Bu görüşe göre, 27 Nisan ertesinde haksızlığa uğradığına inanan Gül, konuyu meydanlara taşımış, büyük ölçüde destek almış, bir anlamda angaje olmuştur. Adaylıktan vazgeçebilmesi için kendisini destekleyen seçmene iyi bir mazeret verebilmesi gerekir. Yoksa, bu saatten sonra, geri adım atma şansı yoktur.
Gelin görün ki, angaje olmuş birileri daha var. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 12 Nisan'da yaptığı konuşmada yeni cumhurbaşkanı için genelgeçer bir ('sözde değil özde laik') tanım vermişti. Konu bu noktada kalsaydı, bugün işin içinden çıkmak o kadar zor olmayabilirdi. Ne var ki, 27 Nisan tarihli e-muhtırada doğrudan doğruya Gül'ün adaylığına karşı çıkıldı ve aksi takdirde olabilecekler konusunda sert ifadelere yer verildi. Bu kesin angajmandan geriye nasıl dönülür? Bu durum o kurumun tabanına ve kamuoyuna nasıl açıklanır?
Bunun için görünüşü kurtarma manevrası mühendislerinin gerçekten özgün buluşlar yapmaları gerekir diye düşünüyorum. Malum: Görünüşü kurtarma manevraları inandırıcı olmazlarsa alay konusu olurlar.
Demokraside böyle şey olurdu olmazdı tartışmalarına hiç girmeden, doğrudan doğruya objektif durumu anlatıyorum. Özellikle Tayyip Erdoğan'ın, Abdullah Gül'ün ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın önündeki somut problemi tanımlıyorum. İşin içinden nasıl çıkacaklar, doğrusu merakla bekliyorum.