Gül'ün sözleri ve tepkiler

Kürt sorununun nasıl çözüleceğine ilişkin tartışma biraz Karagöz Hacivat kavgalarını andırmaya başladı. Taraflar, söylediklerinin ucunun nereye gideceğini düşünmeden, hemen birbirine karşıt mevzilere girip atışa başlıyorlar.

Kürt sorununun nasıl çözüleceğine ilişkin tartışma biraz Karagöz Hacivat kavgalarını andırmaya başladı. Taraflar, söylediklerinin ucunun nereye gideceğini düşünmeden, hemen birbirine karşıt mevzilere girip atışa başlıyorlar. Medyadaki goygoycu takımı da kızıştırma görevini canı gönülden yapıyor.
AKP yandaşı mevzilerde sipere girmiş olup hâlâ ne olduğu anlaşılmayan ‘Kürt açılımı’nı canla başla savunanlar, bu açılıma şüphe hatta dehşetle bakan muhalefet partilerine, özellikle CHP ve MHP’ye, en ağır bombalarını fırlatmaktalar. İlk bakışta haksız da sayılmazlar. Muhalefetin ve özellikle MHP’nin bu konuda kullandığı dilin arkaikliği, zamanın gerisinde kalmışlığı ortada. Ancak söyledikleri şey doğru değil mi: İçeriğini bilmediğiniz bir açılımın nesini tartışacaksınız?
Normal olarak bu sürecin şöyle işlemesi gerekir: Halkın oylarıyla ülke yönetiminin sorumluluğunu üstlenmiş olan (ve bunun meyvelerini yiyen) iktidar partisi karşı tarafla (Artık karşı taraf kimse)
gizli açık bazı temaslarda bulunur,  bir asgari anlaşma zemini oluşturur. Sonra, ulusal bir
konu söz konusu olduğuna göre, muhalefet partilerine gidip bilgi verir ve onlardan katkı ister. Onların itiraz hakkı elbette bakidir, bu onları vatan haini yapmaz, ama eğer katkıda bulunmazlarsa tarih önünde bir sorumluluk üstlenmiş olurlar.
Bunlar yapılmadan, içinde ne olduğu açıklanmadan ‘Hadi gelin katkıda bulunun’ çağrısı biraz ucuz şark kurnazlığı kokuyor gibime gelmekte...
Öte yandan, muhalefet partilerinin ve özellikle MHP’nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Anadolu kültürü konusunda söylediklerine tepkilerini fena halde demode, hatta çağdışı bulduğumu söylemeliyim.
Bu sütunda, Cumhurbaşkanlığı zorlamasının hata olduğuna inandığımız Gül hakkında övgü cümlelerine pek rastlamazsınız. Ama, her zamanki gibi eğriye eğri doğruya doğru, bu kez Gül haklı:
Ortak bir barış dili oluşturmamız gerektiğini söylerken haklı (O ‘jargon’ diyor), başımızı kumdan çıkarmamız gerektiğini söylerken haklı, Ahlat, Malazgirt ve Dedekorkut’un yanı sıra, Bizans ve Mem u Zin’in de bizim mirasımız olduğunu söylerken haklı. Bitlis’in, uydurma adı Güroymak olan beldesine Norşin derken de haklı. Anladığıma göre o belde halkı yaşadıkları yere yüzlerce yıl olduğu gibi şimdi de Norşin demek istiyormuş. Bunu dahi çok görenlerin kültürel haklardan söz etmeleri ne kadar inandırıcı olur?
Olaylara soğukkanlı yaklaşımı geçmişte takdir ettiğimiz MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli “İstanbul’a da Kostantinopolis mi diyeceğiz?” demiş. Bu ucuz demagoji ona hiç yakışmamış. Hayır, sayın Bahçeli biz İstanbul’a Kostantinopolis demeyeceğiz, İstanbul diyeceğiz ama birisi Kostantinopolis, ya da Osmanlı sultanları gibi Kostantiniyye dediğinde hemen, “Vay, demek sen İstanbul’un bizim kentimiz olduğunu kabul etmiyorsun!” diye öfke krizleri geçirmeyeceğiz. Çünkü, şunca yüzyıl sonra İstanbul’un ‘bizim’ kentimiz olduğuna şüphemiz olmayacek.
Artık bu topraklarda kendimizi evimizde hissetmenin zamanı gelmedi mi? Elbette geldi. Bunun yolu, Atatürk’ün de farkına vardığı gibi, Anadolu’nun ortak kültürüne bir bütün olarak bakmaktan ve tümünü sahiplenmekten geçiyor. Bir zamanlar Anadolu’ya böyle bakmayan ideolojik kamplarda bulunmuş olan Gül’ün dönüşümünü, eğer samimi ise, önemli buluyorum.
Çok ihtiyaç duyduğumuz barış dilini de Anadolu’nun ortak kültürel zenginliklerinde bulabiliriz. Yeter ki, oraya önyargısız bakmaya çalışalım. Başımızı kumdan çıkaralım ama derinden gelen seslere kulak verelim.