Güneydoğu'dan sıcak gözlemler

Son haftalarda Güneydoğu ile ilgili tartışmalarda umutsuz bir ton sezinliyorum. Uzaktan bakıldığında orada her şeyin ters gittiği izlenimi ağır basıyor.

Son haftalarda Güneydoğu ile ilgili tartışmalarda umutsuz bir ton sezinliyorum. Uzaktan bakıldığında orada her şeyin ters gittiği izlenimi ağır basıyor. Bu durumun savaşa katkı yapacağına, savaşın ise bir yıkım olacağına inananlar çok.
Her şey çok kötü ve gittikçe çok daha kötü olacak: Kötümserlik sarmalı dediğim şey bu.
Acaba? Güneydoğu'da durum gerçekten ümitsiz mi?
Geçen hafta bölgede incelemeler yapan deneyimli ekonomi gazetecisi Mustafa Sönmez hiç de o görüşte değil. Tam tersine, felaket gibi görünen bazı süreçlerin, örneğin yerel nüfusun büyük çoğunluğunun Diyarbakır ve Şanlıurfa gibi merkezlerde toplanmasının birtakım fırsatlar da yarattığını öne sürüyor.
Sönmez'in gözlemlerini önemsiyor ve bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum:
"Tarımdan, kırlardan can havliyle bölge kent merkezlerine doluşan ve çoğunluğu yarı aç, yarı tok yaşayan bölge insanı, yıllardır süren savaş ortamından yorgun. Son günlerde başlayan gerginlikle birlikte, 1990'larda yaşadıklarını söyledikleri korkunun yeniden geldiğini, aynı kâbusları tekrar görmeye başladıklarını ifade ediyorlar. AKP ve öncesi hükümetin icraatlarının bölge insanlarına önemli şeyler getirmediklerini bilmelerine rağmen, 'sıra bize de gelir' umuduyla, 2007 seçimlerinde tercihlerini AKP'ye kaydırdıkları biliniyor. AKP, ilk yerel seçimde bu kayışı hızlandırmaya dönük bir hazırlık içinde. Yerel yönetimleri elinde tutan DTP'liler ise kaygılı; 'kaleleri' vermemeye dönük arayış içindeler. Fısıltıyla söylense de ağırlıklı ifade şöyle: Bölge insanı gerilimden yorgun, barış istiyor ve artık iş-aş istiyor. Dağdaki PKK ve ovadaki teşkilatına olan bağlılığı, güveni, taraftarlığı azalıyor. Bu soğumada, pozitif bir siyaset geliştirememeleri etken...
Bölge girişimcileri, Irak bütününde istikrarın ve barışın tesis edilmesi ve Türkiye ile Irak ilişkilerinin düzelmesi halinde, makûs talihlerinin kırılacağına dair çok önemli ipuçları yakaladıklarını ifade ediyorlar. Başta Kuzey Irak'a olmak üzere Irak'ın tamamına çeşitli sanayi ürünlerinden elektrik enerjisine kadar önemli ölçüde ihracatın yapılabileceğini, bunun önemli bir kısmının da bölgede kurulacak tesislerle gerçekleşeceğini ifade ediyorlar. Yatırımların artması için bölgeye mahsus özel teşvikler verilmesi, bir tür bölgeyi Türkiye ortalamalarına yaklaştıracak 'pozitif ayrımcılığa' gidilmesi gerektiği görüşünü paylaşıyorlar.
Barışın tesisi ve gerilimin azalması ile bölgenin inanılmaz bir kültür turizmi potansiyeli olduğunu ancak görünce anlayabiliyorsunuz. Adıyaman-Şanlıurfa-Diyarbakır ve Mardin'den oluşan destinasyonun, bir İspanya'nın Endülüs'ünün sahip olduğu potansiyelden geri kalan hiçbir yanı yok. Buraya kamu eliyle yapılacak ulaşım yatırımları, restorasyon çalışmaları, kültür turizmine dönük yatırımların, bölgeye kısa zamanda büyük zenginlikler taşıyacağından hiç kuşku duyulmamalıdır. Nitekim bu potansiyeli gören Hilton'un Diyarbakır'a bir otel inşası niyetinin olduğunu öğrendim. Bölge insanı da bu potansiyelin farkında ve bu beklentilerin içinde. Bölge kalkınmasında, çevreyi kirletecek sanayi fetişizmi yerine, kültür turizmi yanında bir kongre ve fuar merkezi olma yolunda da hızla ilerleyen bölgeyi turizm eksenli geliştirecek vizyonların üretilmesi gerekiyor. Bölgede, özellikle Irak'tan talep görecek bir sağlık turizminin de çok önemli bir potansiyel taşıdığını ekleyelim.
Bölge Kürdünün, Kuzey Irak Kürt yönetimince ayartılacağı ya da kışkırtılacağı paranoyasına son verilmesi gerektiğini, ancak oradaki insanlarla kuracağınız sıcak temasla anlayabilirsiniz. Güneydoğu Kürtlerinin ezici çoğunluğu, Türkiye'yi, vatanlarını, birçok milliyetçi Türk'ten daha çok seviyorlar. İki etnik kimliğin iç içeliğinden, etle tırnak olduklarından herkesten çok eminler ve farkındalar. Milliyetçi Kürtlerin ve milliyetçi Türklerin, iki halkı birbirinden soğutmaya dönük kışkırtmalarına ve tahriklerine kapılmaya direniyorlar. Kürt kimliğine samimi olarak saygı istiyorlar o kadar, ama ayrışmaya, kutuplaşmaya hiç de niyetli değiller, bu kez dolduruşa gelmemeye kararlı görünüyorlar."
Umarız başkaları da gelmez ve kötümserlik sarmalı iyimserlik sarmalına dönüşür.