Güven bunalımı

Türkiye Kurban Bayramı'nın bitişiyle birlikte yüksek gerilimli bir döneme giriyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bayramda söyledikleriyle bu yeni evreyi muştuladı(!) Zaten manzara da meydanda: Yarım kalmış birçok konu var; toplumu bölen, keskin tartışma yaratan konular bunlar: Demokratik Açılım, Ergenekon, imam-hatiplere katsayı...

Türkiye Kurban Bayramı’nın bitişiyle birlikte yüksek gerilimli bir döneme giriyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bayramda söyledikleriyle bu yeni evreyi muştuladı(!) Zaten manzara da meydanda: Yarım kalmış birçok konu var; toplumu bölen, keskin tartışma yaratan konular bunlar: Demokratik Açılım, Ergenekon, imam-hatiplere katsayı...
Bunlarda yeni dalgalar (ve karşı dalgalar) beklenebilir. Dahası, şu bölünmüş haliyle Türkiye yepyeni tartışmalara gebedir. 
Beni asıl kaygılandıran şey, tüm bunların derin bir güven bunalımı ortamında yaşanması ve yaşanacak olması. Krizler toplumsal değişimin motoru işlevi görebilirler, yeter ki bir noktada kontrol edilebilsinler. Yeter ki çözüm doğursunlar, müzmin bir karşıtlaşma ve düşmanlık nedenine dönüşmesinler.
Toplumların bu ikinci türden krizleri taşıyabilme kapasitesi sınırlıdır. Son zamanlarda Türkiye’nin o sınırlarda dolaştığı kaygısına kapılıyorum.
Kriz denetiminde inanılır ve güvenilir otoritelerin ve bilgi kaynaklarının rolü yaşamsaldır. Her kriz, toplumda enformasyon ihtiyacını yükseltir. Telaşa kapılan insanlar daha fazla bilgi alıp ‘gerçek durumu’ öğrenmek için inanılır ve güvenilir kaynaklar ararlar.
Bulurlarsa yatışırlar, günlük yaşamlarına dönerler. Bulamazlarsa, söylentiler devreye girer, irrasyonel tepkiler ve patlamalar başgösterir. Toplum yönetilemez hale gelir.
Şu anda Türkiye’nin inanılır ve güvenilir otoritelere ve bilgi kaynaklarına sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? Yurttaşın büyük çoğunluğu kaç kurum ya da  kişi için  “A, tamam, o öyle söylüyorsa öyledir!” diyebiliyor? 
‘Ötekiler’ adlı kitapta uzun uzun anlattığım gibi, Türkiye’nin ‘seküler’ bilgi kaynakları ve ideoloji üreten kurumları sistematik bir yıpratma kampanyasının hedefi oldular. Bu kampanya büyük ölçüde başarılı ve kısmen de hayırlı oldu. Toplumun önemli bir kısmı artık eskiden güvendiği ve inandığı kurum ve haber kaynaklarına inanmıyor. Genelkurmay’a inanmıyor, Anayasa Mahkemesi’ne inanmıyor, Yargıtay’a, Danıştay’a, her gün okuduğu gazetelere vb. inanmıyor. Peki onların yerine ne kondu? AKP yanlısı kurumlara, basın organlarına, çakma kurumlara inanıyor mu?
Yanıt kocaman bir hayırdır. Yurttaşımız artık kime inanacağını bilmiyor. Domuz gribi konusunda bilmiyor, telefon dinleme olaylarında da bilmiyor, dehşet verici ‘Kafes’ iddiaları konusunda da bilmiyor.
Dediğim gibi, bu güvensizlik normal dönemlerde pek önemli olmasa da kriz dönemlerinde ciddi bir handikaptır. 
Alın şu domuz gribi skandalını. Yurttaş kime inansın? “Aşı olun” diyen Tıp profesörü Sağlık Bakanı’na mı, “Olmam” diyen amiri Başbakan’a mı, “O-lu-yo-rum” diyen devlet temsilcisi İstanbul valisine mi? Ya MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Domuz gribi olduğuna inanmıyoruz, her şey Cenabı Allah’ın takdiridir!” demesini ne yapacaksınız? 
Büyük umutlarla ve ‘Kürt açılımı’ adı altında başlatılan kampanyanın bugünkü duruma düşmesinin nedeni de, artık tüm ülkeye egemen olan güven bunalımından başka bir şey değildir. En başta yükselen meraklar sağlıklı enformasyonla doyurulamayınca kuşkular ön plana çıktı. Öylesine karıştı ki işler, artık kim ne söylese nafiledir.
Umarım inanılır ve güvenilir bilgi kaynaklarına, sözü dinlenen kurum ve kişilere sahip olmamanın bedelini en ağır biçimde ödemeyiz.