Hangisi daha kötü?

Dün öğle saatlerinde yazıişlerinden arkadaşlara sordum: "Yeni bir şey var mı?"

Dün öğle saatlerinde yazıişlerinden arkadaşlara sordum:
“Yeni bir şey var mı?”
“Yok” dediler.
“Hâlâ belli değil yani.”
“Belli değil.”
Herhangi bir açıklamaya gerek kalmadan, neden söz ettiğimizi herkes anlamıştı. ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ adlı o mahut belgeden söz ediyorduk. Daha doğrusu, onun sahici mi, yoksa sahte mi olduğundan.
Sanki vücuttan alınan örnek patolojiye gönderilmişti ve sonuçları bekliyorduk.
İnsanlar birbirlerine soruyorlardı:
“Sen ne diyorsun? Nasıl çıkar?”
Herkes kendi meşrebine göre bir şeyler söylüyordu. AKP iktidara geldiğinden beri sık sık olduğu üzere, bir kez daha ortadan bölünmüştük.
“Böyle bir şeyi askerler yapmış olamaz” diyenler oluyordu. “Adamlar o kadar aptal mı? Her şeyin gözlendiği, dinlendiği sızdırıldığı bir dönemde böyle bir belge oraya bırakılır mı! Mutlaka tertiptir. Hani, o her işe bulaşan dış destekli ekibin marifetidir.”
Buna karşılık:
“Yok canım, kanıtlar ortada, bal gibi içerden bir iş. Kendilerini hâlâ ülkenin yegâne sahibi görüyor ve siyasete müdahale etmeden duramıyorlar. Eski alışkanlık..” diyenler de oluyordu.
Her iki taraf da tarihsel örneklere de dayanan makul senaryolar üretiyordu. Öyle de olabilirdi, böyle de:
Türkiye belki de gerçekten askeri darbe kötü alışkanlığından hâlâ kurtulamamış, hastalıklı bir ülkeydi.
Ya da, Türkiye gerçekten dış bağlantılı bir örgütün devletin en iç kademelerine kadar sızdığı ve örtülü operasyonlarla rakiplerini yıpratmaya çalıştığı güçsüz bir ülkeydi.
Aklı başında hiç kimse kesin olarak “Yok canım, şu asla doğru olamaz!” diyemiyordu.
Bir an sorguladım: Acaba bu senaryolardan hangisi doğru çıksa Türkiye için daha iyi olur?
Bulamadım. Ama Türkiye için en kötü olasılığın tam da şu anda içinde bulunduğumuz durum olduğunu düşündüm:
Yani ne o, ne bu; üçüncü olasılık.
Yani her ikisinin de doğru çıkmasının ‘makûl’ göründüğü bir ülke olmak!
Bence en kötüsü bu!