Hava dönünce...

Son dört beş gündür yurtdışındayken anlık gündemin seline kapılmadan şu soruya yanıt aradım: 29 Mart yerel seçimleriyle Türkiye'de ne değişti?

Son dört beş gündür yurtdışındayken anlık gündemin seline kapılmadan şu soruya
yanıt aradım:
29 Mart yerel seçimleriyle Türkiye’de ne değişti?
Aslında fazla bir şeyin değişmesi beklenmiyordu. İktidarın değişmesi söz konusu değildi. Kamuoyu araştırmaları AKP hegemonyasında istikrar sinyali veriyordu. Seçimden birkaç gün önce bir panelde Alman gazetecilerinin “Bu seçimlerin niçin
önemli olduğunu çalıştığımız medya organlarına anlatmakta zorluk çekiyoruz, ilgi göstermiyorlar” yakınmasıyla karşılaşmıştım.
Ancak, bir şeyler değişti. Sanılandan çok daha fazlası değişti.
Ne mi oldu?
Hava dondu diyebiliriz.
29 Mart seçimlerine kadar Türkiye ile ilgili tüm hesaplar AKP hegemonyasının en azından
8-10 yıl daha sürüp gitmesinin bir kaçınılmazlık
olduğu kesin inancına dayandırılıyordu. Karşımızda, girdiği ilk seçimden beri oylarını sürekli olarak yükselten, zafer serisi yakalamış, bir parti vardı.
O güne kadar sonuçlarla ilgili tahminlerinde hiç yanılmamış olan parti lideri bu kez yüzde 50’yi yakalayacağına inandığının işaretlerini veriyordu. Farklı çevrelerde sevinç ve kaygı uyandıran işte bu kaçınılmazlık duygusuydu.
Adeta bir yazgı idi yaşanmakta olan.
Seçim sonuçları bu sanrıyı yıktı. AKP’nin yenilebilirliğini çeşitli düzeylerde ortaya koydu. Partiyi ve liderini gökten yere indirdi. Tılsım bu kez işlememişti. Belki de tümden uçup gitmişti.
Başarı serisinin bozulmasının tehlikelerinden birisi, o noktanın bir başarısızlık serisinin başlangıcı olması olasılığıdır. Kralın çıplak olduğu anlaşıldıktan sonra haşmetmaabin kambur ve çarpık bacak olduğunun görülmesi de kolaylaşır. Tılsımın hâlâ işleyip işlemediğini anlamak için başvurulan zorlamalar başarısızlığın katmerleşmesine yol açabilir.
Tarihte örnekleri görülmüştür.
Öyle olmuyor mu? Zafer serisi günlerindeki Davos golünden esinlenmiş olan Rasmussen harekâtı tam bir hüsranla sonuçlanmadı mı?.. Pazar günü Kıbrıs’tan gelecek seçim sonuçları da büyük olasılıkla iktidar adına bir güçsüzlük işareti olarak algılanmayacak mı?
Ya aslında bu ülkeye verdiği hizmetler nedeniyle seküler bir azize gibi eli öpülmesi gereken Türkan Saylan’a reva görülen muamele? Hiçbir payı
olmadığını varsaysak bile, o da iktidarın yenilgileri hanesine yazılmayacak mı?
Öyle ya, sonuçta ayıplanan iktidar, penceresinden kalabalıklara ‘zafer’ konuşması yapan ise Saylan oldu.
29 Mart’la birlikte havanın dönmesi kuşkusuz Batı basınının da gözünden kaçmıyor. Türkiye’ye daha çok Batılı finans çevrelerinin gözünden baktığı için AKP’ye altı yıldır can-ı gönülden destek olan gazetelerden bile sert eleştiriler gelmesi bunun bir işareti sayılabilir. Farklı bakmaya başladılar.  Arkası gelecektir. 
Havanın dönmesi havadan bir konu değildir.