Hillary ve bizim kadınlar

Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton?ın Türkiye?de geçirdiği kısa süre içinde NTV?nin ?Haydi Gel Bizimle Ol? programına çıkması parlak bir buluş.

Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Türkiye’de geçirdiği kısa süre içinde NTV’nin ‘Haydi Gel Bizimle Ol’ programına çıkması parlak bir buluş. Çağımızda çok önem kazanmış olan ‘kamusal diplomasi’ kitaplarına girecek kadar parlak bir buluş! 
Bir defa, zamanlama açısından cuk oturmuş.
Malum bugün 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü. Kadın haklarına önem verdiği bilinen beş kadının bir televizyon programında buluşmasını salt bu tarih bile haklı gösterebilir.
Ama dahası var: Başta Hillary olmak üzere bu kadınlar kendi ayakları üzerinde durabilen güçlü kişiliklere sahip kadınlar... Öyle itilip kakılacak, ağzından lokması alınacak tipler değiller. Özellikle bizim coğrafyamızda kadının durumuna bakılınca, hayli iddialı kadınlar yani...
Bayan Clinton’ın göreve başladıktan sonra fazla vakit kaybetmeden Türkiye’ye gelmesi yabancı basın tarafından bir ‘ilişki onarma’ girişimi olarak değerlendiriliyor. Bu programla, iki ülkenin kadınlarına ‘Haydi gelin, birlikte çalışalım’ denmiş oluyor.
Çok maço Bush döneminden sonra bu da anlamlıdır. Bush’un Dışişleri Bakanı Condeleeza Rice’ı bu programda konuk olarak düşünebiliyor musunz?
Reytingler açısından da akıllıca bir seçim: Erkek mülakatçıların soracağı, cevabı malum sorulardan çok daha ilginçlerinin bu programda konuşulacağına ve daha fazla ilgi uyandıracağına eminim. (Bu yazı programın çekiminden önce yazılıyor.)
Ama bence bu tercihin en önemli yanı, verdiği simgesel mesaj. Bayan Clinton bu programa çıkarak Türkiye’nin epey bir süredir ihmal edilmiş, kalbi ve cesareti kırılmış bir kesimine ‘Sizi önemsiyoruz’ diyor.
Kimlere mi? Son altı yıl içinde gittikçe kenara itilen ‘Beyaz Türkler’e ya da kendilerini ‘Cumhuriyet kadınları’ olarak niteleyen kentli, iyi öğrenimli, meslek sahibi ve genellikle başı açık kadınlara...
Türkiye’nin kültürel açıdan ikiye ayrılmış, adeta bir defter sayfası gibi ortadan yırtılmış bir ülke olduğu ortada. Siyasi görünümlü tartışmalarımızın çoğu da aslında bu bölünmüşlüğü yansıtan kültürel tartışmalar.
Taraflardan birisi son yıllarda çok mesafe aldı, ötekinin yaşama alanını hayli daralttı ama tümüyle ortadan kaldırabilmesi mümkün görünmüyor. Tıpkı bundan önceki dönemde öbür tarafın şimdiki egemeni ortadan kaldıramamış olması gibi.
Sadede geliyorum: AKP’nin 2002 yılında iktidara gelmesinden beri yukarıda betimlediğim kesim Türk kadınının dünyadaki imajının değişmesinden şikâyetçi idi. Türk kadını deyince hemen hemen yalnızca türbanlı, uzun giysili, kapalı ve meslek sahibi olmayan kadınların ön planda görünmesi yadırganıyor, ‘Türkiye’de başka tür kadınlar da var!’ diye isyan ettiriyordu.
Bayan Clinton’ın bu programda birlikte olacağı kadınlar, Türkiye’de onların da var olduğunun kabul edildiğini gösteriyor. Dikkat edin, ‘dahi’ anlamında ‘da’ diyorum, çünkü, az önce belirttiğim gibi, bu kültürel kampların önümüzdeki 5-10 yıl içinde kaybolması söz konusu değil. Sevsek de sevmesek de onlar da var, bunlar da!
Hillary Clinton’ın göreceği ve konuşacağı kadınların (ki bunlar arasında Bn. Erdoğan, Bn. Gül ya da Bn. Babacan da olabilir) Laura Bush’un ve Bn. Rice’ın konuştuğu kadınlardan daha geniş bir yelpazeyi yansıtacağını daha en baştan söyleyebiliriz.
Bn. Clinton’ın Türkiye fotoğrafının bu tarafını da görmekten memnun kalacağına ve programda eğleneceğine eminim.
Fotoğrafın hangi yanında olursa olsun, tüm kadınlara özgürlük ve eşit hak savaşımında başarılar diliyorum.