İç dinamik devrede

Türkiye'nin önündeki büyük siyasal soru (fırsat?) şu: Bu hafta sonu da İzmir'de meydanlarda birikecek olan kitlesel irade Türkiye'nin çok ihtiyaç duyduğu büyük demokratik reformun füze yakıtı haline getirilebilir mi?

Türkiye'nin önündeki büyük siyasal soru (fırsat?) şu: Bu hafta sonu da İzmir'de meydanlarda birikecek olan kitlesel irade Türkiye'nin çok ihtiyaç duyduğu büyük demokratik reformun füze yakıtı haline getirilebilir mi?
Şöyle de sorabiliriz: Türkiye, kitlelerin hiç umulmadık bir biçimde ürettiği bu basınçla, bu 'iç dinamik'le demokrasisini çağdaşlaştırma yönünde yol alabilir mi?
Önceki akşam TV 8'deki 'Yüksek Siyaset' programında konuştuğum Prof. Dr. Türkan Saylan bunun mümkün olduğuna inanıyor ve siyasal partilerin kadın aday arayışındaki patlayışı buna bağlıyor. Saylan'a göre bunun arkası gelecektir:
2007 ilkbaharında kitleler siyasal demokratikleşmeye el koymuştur ve ucunu bırakmayacaktır. Özellikle meydanlara dökülen kadınlar bundan böyle hep talep edecek ve hesap soracaktır!
Umarım öyle olur!
Büyük siyasal reform ihtiyacının en başta gelen nedeninin derin temsil krizi olduğunu biliyoruz. Buna katmerli temsil krizi de diyebiliriz. Katmerli, çünkü bir katmanını kaldırınca altından yenisi çıkıyor
'Temsil krizi'nden kastımız belli: Yönetim biçimimizin 'temsili demokrasi' olduğunu iddia ediyoruz ama halkın iradesi parlamentoya aslına uygun bir biçimde yansımıyor. Aslına benzemeyen bir resim söz konusu ve bu çarpıklık birçok sorunun kaynağını oluşturuyor.
Bu durumun başlıca nedeninin yüzde 10 barajlı seçim sistemi olduğuna şüphe yok. Bu baraj yüzünden geçen seçimlerde halkın neredeyse yarısının oyları çöpe gitti. Verilen oylarla bağlantı açısından, milyonlarca insanımızın parlamentoda temsilcisi yok. Seçim sistemi nedeniyle 'kendi milletvekili' zaten yok. Bizi 'temsil' edenlerin adlarını bile bilmiyoruz.
Ama sorun orada bitmiyor. Halkımızın yarısı kadın ama Meclis'te bulunan kadınların oranı yalnızca yüzde 4.4. Erkek erkeğe iş yapılan bir yer orası!
Ya gençler? Nüfusumuzun yarısı 25 yaşın altında, ama o yaşta tek bir temsilci bulamazsınız Meclis'te. 25 yaşında seçilmeyi mümkün kılan Anayasa değişilikliği de Meclis koridorlarında patinaj yapıyor.
Yurtdışında yaşayan ve sayısı 5 milyonu aşkın Türk'e gelince... Onların oy kullanmaları fevkalade zor. Burada esamileri okunmuyor.
Gözden ırak, sandıktan ırak...
Lozan'la tanınmış azınlıklarımızın, Türkiyeli Rumların, Ermenilerin, Musevilerin de temsilcisi yok bizim temsili sistemimizde. Alevilerimiz, Kürtlerimiz de şikâyetçiler oylarının Meclis'e istedikleri gibi yansımamasından...
Bu kadar çok ve önemli nüfus kesiminin yansımadığı bir sistemin temsili olduğu söylenebilir mi?
Kimse kendisini kandırmasın: Halen boğuşmakta olduğumuz cumhurbaşkanlığı krizinin temel nedeni de temsil krizidir. AKP'nin beş yıl önce elde edilmiş çarpık çoğunluğuna güvenerek tamahkârlık etmesi ve Türkiye'nin büyük kitlelerini hiçe saymasıdır.
İşte bu kitleler hiç beklenmedik bir biçimde meydanlara döküldüler ve başlangıçta sanılandan çok daha farklı bir basınç oluşturdular. İzmir'de de göreceğiz: İç dinamik devrededir.
Bu basıncı demokratik kanallara yönlendirmek gerçek demokratların birinci görevidir!