İki bilinmeyenli seçim denklemi

Yerel seçimlere bir ay kala siyaset denizimizde yeni akıntılar var. Bu akıntıların etkisiyle önümüzdeki dört haftanın bir ay önce sanıldığından daha ilginç geçeceğini tahmin edebiliriz.

Yerel seçimlere bir ay kala siyaset denizimizde yeni akıntılar var. Bu akıntıların etkisiyle önümüzdeki dört haftanın bir ay önce sanıldığından daha ilginç geçeceğini tahmin edebiliriz.
Uzun yıllardır ilk kez, laiklik temasının belirleyici olmadığı bir kampanya yaşıyoruz. Bu durum pek çok ezberin bozulmasına yol açıyor.
Bunun nedeni, CHP’nin İstanbul’da başlattığı açılımlar, ya da attığı simgesel adımlar. Bunlar, ilk bakışta kaba ve acemice görünseler bile, yarattıkları tartışmayla dinin salt bir kesim tarafından arsızca istismarını kısmen nötralize etmişe benziyorlar.
Gördüğüm kadarıyla, bu kampanyada ne bir taraf ilk fırsatta Atatürk fotoğrafı çıkartıyor, ne de öbür taraf da derhal onu kâfirlikle suçluyor. En çok duyduğumuz şu:
“Projelerini anlat arkadaş!” 
Laiklik ve dindarlık kavgasından arınan ortam, siyasetin nihayet normal yataklarına dönmesi sonucunu doğurursa 2009 seçimleri demokrasi tarihimizde bir dönüm noktası oluşturabilir. Tanrı’nın seçim kampanyasından çekilmesi, 150 yıllık sekülerleşme serüvenimizde önemli bir dönüşüm olacaktır. Yıllar önce gördüğüm bir karikatürü anımsıyorum:
Amerika’nın ünlü Notre Dame Üniversitesi Katolik dünyasının en önemli din eğitimi kurumlarından birisi olmasının yanı sıra, hemen hiç yenilmeyen Amerikan futbolu takımı ile de tanınırdı. Bu yenilmezliği Tanrı’ya bağlayanlara bile rastlanırdı.
Nitekim, o karikatürde bakıyoruz, bulutların içinden çıkmış kocaman bir el Notre Dame takımına oyun planını verip, yapmaları gerekenleri bir sıralıyor,. Sola kaç, topu sağaçığa at gibi...
Karşı takımın teknik direktörü homurdanıyor haklı olarak:
“Bu kadar iltimas da biraz fazla kaçmıyor mu?”
CHP’ye karşı çıkan kimi partiler Tanrı’yı yıllar yılı böyle kullandılar. CHP’nin, yadırganan çıkışlarla da olsa, ilahi kopya sistemini devreden çıkarması bazı şeyleri değiştirecektir.
Ne zaman değiştirecektir, ne kadar değiştirecektir şu anda bilmiyoruz: İlk bilinmeyen!
Konunun göklerden yere inmesi, mantıken, dünyevi sorunların önemini artıracaktır. Bunların başında büyük ekonomik kriz geliyor. AKP 2001 ekonomik krizinden yararlanarak iktidara geldi. Uzun süren bir ekonomik büyüme dalgasından yararlandı. Ancak bir süredir işler iyi gitmiyor. Şimdi gittikçe derinleşen ve yaygınlaşan bu ekonomik krizden etkilenmemesi mümkün mü?
Anketler şu ana kadar fazla etkilenmediğini gösteriyorlar ama gene de orada bir soru işareti var. Türkiye’de siyaset sosyolojisinin kuralları geçmez mi? Niçin ve ne zaman geçmez? Yoksa seçmen asıl fikrini sandığa gideceği güne mi saklamaktadır?
İkinci bilinmeyen.
Seçime bir ay kala bu denklemin çözümünü Recep Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal’ın da merak ettiğine eminim.