İkoncanlar ve diğer canlar

Oh, Doğan Tılıç Birgün'deki yazısında itiraf etti de yüreğime su serpti. Meğer 'ikoncan' denen şeyin ne olduğunu bilmeyen tek köşe yazarı ben değilmişim.

Oh, Doğan Tılıç Birgün’deki yazısında itiraf etti de yüreğime su serpti. Meğer ‘ikoncan’ denen şeyin ne olduğunu bilmeyen tek köşe yazarı ben değilmişim. Üstelik, onun gibi ben de ulemadan sayılıyorum ve sık sık popüler kültür alanındaki değişimlerin toplumsal anlamı konusunda sorulara muhatap oluyorum. 
Yazı yazmadığım günlerde gazetelere göz ucuyla bakarken en çok rastladığım kelimelerden biriydi ‘ikoncan’. Herhalde 2009 yazının en çok kullanılan kelimelerinden biri seçilecek,  TDK’nınkine değilse bile diğer sözlüklere girecektir.
Ne o, sevgili Radikal okurları yoksa siz de mi bilmiyorsunuz 2009 yazına damgasını vuran bu kelimenin anlamını? İsmet Berkan’ı bu konuda protesto mesajlarıyla bunaltmazsanız böyle olur! O bir Kürt açılımıdır tutturmuş gidiyor. Oysa, diğer gazetelerde çarşaf çarşaf yayımlanan fotoğraflardan anladığıma göre, asıl açılım ikoncanlarda!
Ne miymiş ikoncan? ‘Soran yalnızca birkaç gün, sormayan ise ömür boyu aptal görünür’ türünden demode atasözlerine hâlâ  inandığı anlaşılan Doğan Tılıç, en sonunda cesaretini toplayıp ‘bir bilene’ sormuş. Ben onun yalancısıyım:
Meğer ikoncan kelimesi Yunanca ‘ikon’ ile Türkçe ‘can’ kelimelerinin birleşmesinden oluşuyormuş. ‘İkon’ kelimesi, malum, ‘resim’, ‘suret’, ‘put’ gibi anlamlar taşıyor. Popüler kültürde ise, eskiden  ‘ilah’ ya da ‘ilahe’ gibi sözcüklerle ifade edilen,  en üst şöhret mertebesini belirtmek üzere kullanılıyor.
Örneğin geçenlerde ölen Michael Jackson bir  ‘pop müziği ikonu’ idi.  Zeki Müren’in bir ‘alaturka musiki ikonu’ olması giibi.
Garabet, onun kuyruğuna, şu bizim samimiyet ve sevimlilik ifade eden ‘can’ kelimesi eklenince ortaya çıkıyor. Kimin bulduğunu bilmiyorum ama, tüm iticiliğine ve yapaylığına rağmen tutmuş olması 2009 yazında halkımızın içine düşürüldüğü aptallaşma ya da bıkkınlık çukurunun derinliği hakkında fikir verebiliyor. 
Ben sonunda işi çözdüm. Gazetelerde çarşaf çarşaf fotoğrafları yayınlanan, televizyonlarda da azı endam ettiklerini sandığım bu hatun kişilerin ‘ikon’lukla filan alakası yok. Tam tersine. Onların çoğu  Bodrum, Çeşme, Alacatı gibi yerlerde az mayolu fotoğraflar çektirerek şöhret merdivenlerini tırmanmak isteyen gariban genç kızlar. Bir zamanlar Batı’nın dedikodu dergilerinde bunlardan ‘starlet’ diye söz edilirdi. Yani, ‘yıldızcık’, yıldız  adayı. Bunlar film festivallerine ve özellikle Cannes’a gidip kameraların önünde ‘aniden’ (!) soyunur, ‘keşfedilmeyi’ beklerlerdi. Nedense ‘starlet’ kelimesini son yıllarda pek duymuyorum. 
Oysa o günlerde, asıl işi çıplak kadın fotoğrafı basmak olmayan yayınlar bu türden resimler basmak için böyle bahaneler beklerlerdi. 1950’li yılların Hollywood filmlerinde, kızın kamera önünde bluzunu çıkarması için havuza düşüp ıslanmış olması gerekirdi. 
Hollandalı bir gazeteci, Tan gazetesinin çıplak kadın resimleriyle satış rekorları kırdığı dönemde, bana niçin Türk basınının santimetre kareye en fazla çıplak kadın teni düşen gazetelere sahip olduğunu sormuştu; durumu, cinsel sıkıntıları olan kalabalık bir genç erkek nüfusa sahip olmamızla açıklamıştım. Galiba, 25 yıl sonra değişen fazla bir şey yok. O zamanın Helga ve Nataşa’larının yerinde şimdi ikoncanlar var. 
İlle sosyal yorum isterseniz, o kelimenin ‘can’ kısmına farklı gözlerle de bakabiliriz. O plajlara uğramadım ama,  bu yaz o  yörelerde halkın canının çok sıkıldığını biliyorum. Ekonomik krizden sıkılıyor, siyasal gidişten sıkılıyor, kişisel ilişkilerin bozulmasından sıkılıyor. Suratlarına dikkatle bakacak olsanız, her birinin bir sıkıntı ikonu haline geldiğini görebilirsiniz!
Ama iyi resim vermiyorlar ve gazetelere girmiyorlar!