İlk mavi yolculuk

Dün havada yaz kokusu vardı. Mavi yolculuk mevsimi de başlıyor demektir. Şimdilerde mavi yolculuk denince akla, turizm şirketlerince düzenlenen ve Akdeniz'in kimi koylarına uğrayarak yapılan, günübirlikten bir haftalığa tekne gezileri geliyor.

Dün havada yaz kokusu vardı. Mavi yolculuk mevsimi de başlıyor demektir.
Şimdilerde mavi yolculuk denince akla, turizm şirketlerince düzenlenen ve Akdeniz’in kimi koylarına uğrayarak yapılan, günübirlikten bir haftalığa tekne gezileri geliyor.
Katılanların çoğunun bu yolculuğun kökenleri ve özgün misyonundan habersiz olduğuna şüphem yok.
Ne Halikarnas Balıkçısı’nın adını duymuşlardır ne de Sabahattin Eyüboğlu’nun. ‘Mavi’ sıfatı onlar için Anadolu sözcüğünün önünden çok, giydikleri ‘jeans’in önünde anlam ifade etmektedir.
Oysa, şu günlerde yürekleri kıpır kıpır olan gerçek Ege ve Akdeniz tutkunlarının yaşamında mavi yolculukların çok özel bir yeri vardır. Ve tabii, unutulmaz anıları... Mavi yolculuğa erken çıkmakla övünür artık yaşlanmakta olan böyleleri. Hele asıl mavi yolcularla, yani Balıkçı, Eyüboğlu kardeşler, Azra Erhat gibileriyle birlikte Gökova Körfezi’ne açılmış olanların kendilerini hacı gibi ayrıcalıklı gördüklerini hemen hissedersiniz.
Hayır, ben Zeus’un o şanslı kullarından biri değilim, onlarla dolaşamadım o koyları, ama tamamen bahtsız olduğumu da iddia edemem. Çünkü ilk mavi yolculuğumu 1966 yazında onların da kullandığı Hürriyet ve İstiklal tekneleriyle yaptım. Kaptanımız Ali Fuat reisle yol boyu onların kulaklarını çınlattık, Ruhi Su’nun türkülerini söyledik ve Anadolu uygarlığının derinliklerine dalışlar yaptık.
Evet, Ege’de gezmek kadar geçmişe mavi dalışlardı bu yolculuklar.
Peki, acaba ilk mavi yolculuk ne zaman yapılmıştı?
Naviga Tekne Yelken ve Deniz Kültürü Dergisi’nin son sayısında Haldun Sevel’in ‘Rüzgâr Baba’nın Kaleminden’ köşesindeki yazısını okuyuncaya kadar ben bu soruya 1950’lerin ikinci yarısında yanıtını verirdim herhalde.
Meğer öyle değilmiş. Meğer çok daha eskiye gidiyormuş mavi yolculuğun kökenleri. Ta 1945 yılına:
Sevel’den öğrendiklerim:
1945 yılının ilkbahar günlerinde Milli Eğitim Bakanlığı Dünya Klasikleri dizisi Tercüme Bölümü Müdürü Sabahattin Eyüboğlu’na bir mektup gelir... Mektup, hâlâ bir sürgün yeri olduğundan yolu olmayan, Kuşadası’ndan ya da Muğla Merkez’den ancak at veya eşek sırtında gidilebilen Bodrum’dan gelmiştir... Bir davettir bu tarihi mektup... Mavi yolculuğa davet.
Halikarnas Balıkçısı dostlarını ‘güzelliğin ne olduğunu iyice görmek için’ Bodrum’a çağırmaktadır.
Tamam da oraya nasıl gidilecek?
Onun çaresini de Balıkçı bulur. Süngerci ve ahtapot avcısı can dostu Paluko ile birlikte bir tekne ayarlayıp İzmir’e gelirler. İlk mavi yolcuları oradan toplarlar.
İlk mavi yolculuk ekibi şöyledir: Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Erol Güney, Fuad Ömer Keskinoğlu, Güney’in bacanağı Benya ve Necati Cumalı.
Ve tabii başlarında, Ege hakkında ‘her şeyi bilen adam’ Cevat Şakir yani Halikarnas Balıkçısı...
1945 yılında başlayan bu keşif gezisi zamanla bir ritüele dönüşür, o dar çevreyi aşıp diğer kesimlere açılır. Türk aydınlarını deniz kültürüyle tanıştırır. Onları Anadolu’nun geçmişi hakkında düşünmeye yönlendirir...
Bu bir süre böyle gider...
Ve derken, turizm patlar ve her şey gibi mavi yolculuk da kitleleşir.
Artık fevkalade pahalı, ama kültürel içeriği boşaltılmış bir tekne gezisidir o çoğunlukla.
Üstelik, onların 60, benimse 40 yıl önce dolaştığım o bakir koyların çoğu binalarla dolmuştur şimdi,
o saydam suların yerinde çamur vardır kimi yerlerde, o derin sessizliğin yerini çirkin gürültüler almıştır...
Ve bu süreç devam etmektedir.
Bir 40 yıl daha geçse, hâlâ mavi yolculuk devam eder mi dersiniz? Ve cevabınız olumsuzsa, bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?