İnsan tükenmez

Umutla umutsuzluğun iç içe geçtiği günlerden geçiyoruz. Onca yozluk, kabalık, hoyratlık arasından minik bir kır çiçeği gibi güzellikler uç veriyor bazen. Her taraftan fışkıran tüm çirkinliklere rağmen insan denen yaratığın saygıya layık olduğunu hatırlatan şeyler...

Umutla umutsuzluğun iç içe geçtiği günlerden geçiyoruz. Onca yozluk, kabalık, hoyratlık arasından minik bir kır çiçeği gibi güzellikler uç veriyor bazen. Her taraftan fışkıran tüm
çirkinliklere rağmen insan denen yaratığın saygıya layık olduğunu hatırlatan şeyler...
Ne demiş Türkan Saylan hastane çıkışında:
“Ölecek halimiz yok. Yapacak o kadar çok şey var ki...”
Kız çocuklarını okutabilme mücadelesi sırasında çoğu zaman kemoterapi seanslarına vakit bulmakta zorlandığını bildiğimiz bu asil insan gene o çocuklar için hayata yapışıyor. Ölmeye bile vakti yok!
İnsan türünün bir bireyi olarak söylüyorum: Buna saygı duymayanlar bizden değildir!
Yıllar önce, bütün hayatını ailesi için saçını süpürge ederek geçirmiş, rahat nefes alamamış Bozcaadalı yaşlı kadının o sözlerini hiç unutamamam:
“Vasiyet edeceğim, ölünce beni hemen yıkamasınlar, ömrüm çalışmakla geçti, bari öbür tarafa gitmeden 24 saat dinleneyim.”
Türkan Saylan o 24 saati de burada çalışarak geçirmek istiyor. Dinlenmek için değil, kız çocuklarını kara cehaletin elinden kurtarabilmek için istiyor.
Fethi Naci’nin dediği gibi: İnsan tükenmiyor.
*
Umutla umutsuzluk içiçe dedim. Türkan Saylan’a ve idealist arkadaşlarına reva görülen muamele, Türkiye’nin önündeki seçimin de o kadar bulanık olmadığını ortaya koydu. Kafaların netleşmesini sağladı.
Ya Türkiye’nin yoksul kız çocukları, kendilerine yapılan yardımlar sayesinde, çağdaş eğitim veren okullara gidecekler, bilimsel gerçekleri ve yöntemleri öğrenecekler, duyarlı, sorumlu ve bağımsız yurttaş-bireyler haline gelecekler. 
Ve bu ülke, onlar sayesinde çağdaş bir toplum olma yolunda ilerleyecek.
Ya da feodal baskıların, hurafelerin, cinsel sömürünün kara kefeni altında daha serpilmeden ezilip yok edilecekler...
Ve bu ülke, cehaleti yeniden ürete ürete geleceğini gerilik bataklıklarında heba edecek.
Türkan Saylan’ın kemoterapi yüzünden çıplak kalmış başını örtmek için kullandığı eşarbı alay konusu yapanlar, ister liberal takılsınlar ister dinci, sonuç itibariyle ikinci seçenekten yanadırlar. Kendilerine ne ad verirlerse versinler, gerici, çirkin ve nobrandırlar.
Çünkü bu kez seçmek zor değil: Aydınlıkla karanlık arasındaki tercih kadar net bir durum söz konusu.
Demokrasinin temel taşı özgür birey ile, totalitarizmin kerpici ‘kul’ arasında seçim 
yapmak kadar açık.
Ergenekon süreci 12. dalgasıyla son yıllarda bulanıklaşmakta olan tercihin aslında ne olduğunun hatırlanmasına yardımcı oldu.
Amaç bu olmasa da öyle oldu.
Tarih, aktörlerine başlangıçta kendilerinden hiç beklenmeyen roller yükler.  Sahnede hiç umulmadık anlarda hiç beklenmedik replikler duyulur.
‘Ölecek halimiz yok!’ diyen aslında insanlığın umududur.