İnsan üstüne mugalatalar

Türk siyasal söyleminin mugalata ya da safsatalarla dolu olduğundan kısa bir süre önce de söz etmiştim. İlk bakışta çok parlak bir lafmış gibi görünen ama biraz yakından bakınca içinin boş olduğu anlaşılan mantık kırılmaları ve çarpıtmalarından söz ediyorum.

Türk siyasal söyleminin mugalata ya da safsatalarla dolu olduğundan kısa bir süre önce de söz etmiştim. İlk bakışta çok parlak bir lafmış gibi görünen ama biraz yakından bakınca içinin boş olduğu anlaşılan mantık kırılmaları ve çarpıtmalarından söz ediyorum.
Referandum kampanyası sırasında bu durumun doruğa çıktığını görüyoruz. Bu da, kuşkusuz, demokrasimizim kalitesini düşüren bir olgu.
Köşe yazarlarının her şeyden önce bir ‘mugalata avcısı’ olmaları gerektiğine değinmiştim
o yazıda. Nerdee! Bakıyorum bizim anlı şanlı köşe yazarları, özellikle malum tayfa, siyasetçilerin halkı kandırmak için kullandıkları basit safsataları bile bırakın sorgulamayı, allayıp pullayıp vitrine
koymaktan çekinmiyor.
‘Mugalata’ ille tam cümle halinde karşımıza çıkmıyor. Bazen iki kelimelik bir slogandan ibaret de olabiliyor. 1980’lerın başında SHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen ‘önce insan’ sloganıyla göreve geldiğinde itiraz etmiş, İstanbul
gibi eşi menendi bulunmayan, gözümüz gibi
korunması gereken bir kentte ‘Önce kent’ sloganının daha doğru olacağını yazmıştım.
Ne demekti gerçekten ‘önce insan’? Tüm insanların isteklerini karşılamak için gerekirse bazı kentsel değerlerden fedakârlık edileceği mi kastediliyordu? Sonra hangi insan? Soyut bir kavram insan mı, yoksa somut çıkarları olan reel insan mı?
Son zamanlarda kimi çevrelerde de ‘insan
odaklı’ terimini sık sık duyuyorum. Hatta bir televizyoncumuz ciddiyetiyle tanınmış bir kanalda haber programlarının daha ‘insan odaklı’ olacağını söylemiş. Bu ne demek? Daha önce tavşan odaklı mıydı? Yoksa kastedilen, programların daha az ciddi olacağı, yani eğlence odaklı hale dönüşeceği mi? Sloganın amacı asıl yapılacak şeyi gizlemek mi?
Ya Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sık sık kullandığı ‘Severiz insanı yaratandan dolayı’ sloganına ne dersiniz. Slogan diyorum, çünkü Erdoğan, Yunus Emre’nin bu çok derin sözünü tasavvuftaki anlamında kullanmıyor. “Bizim için etnik ya da inançsal farklılıklar önemli değil, hepsi makbulümüz” anlamında kullanıyor. Ama, ne yazık ki, daha
sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nu kastederek “Önemli
olan boy değil, soy!” diyen de o.
O derin söz, felsefi bağlamından, yani tüm evrenin aynı çamurdan karılmış olduğu savından arındırılıp basit bir slogana indirgendiğinde mantıksızlaşıyor. Tüm yaratılanları gerçekten seviyor muyuz? Sevmek zorunda mıyız? Zehirli örümcekleri, öldürücü bakterileri, ruhunu şeytana satmış insanları ve halk düşmanlarını da sevmemiz mi gerekiyor?
Oysa kötülere ve kötülüklere karşı çıkmak da dinsel inancın ve seküler ahlakın insanlara yükledikleri bir görev. Ne yapacağız?
Bu derin sözün siyasal bir slogan olarak kullanılması her şeyden önce Yunus Emre’ye haksızlık. Tabii onun temsilcisi olduğu engin sezgi dünyasına da.
İnançlı geçiniyorlar ama, yandaş tayfasından nedense gık çıkmıyor!