İsveç mi, Sarkozy mi?

Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans-Gert Pöttering -ki Hıristiyan Demokrat kökenli bir Alman politikacısıdır- bir konuşmasında Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin üyeliğini kaldıramayacağını söyledi.

Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans-Gert Pöttering -ki Hıristiyan Demokrat kökenli bir Alman politikacısıdır- bir konuşmasında Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin üyeliğini kaldıramayacağını söyledi. Pöttering bu görüşünün arkasında ‘siyasal, kültürel, mali ve coğrafi’ nedenler olduğunu öne sürdü.
Pöttering’e göre, Türkiye’yi tam üye olarak almak AB’nin sonu olur.
Peki şu saatten sonra Türkiye’yi almamak AB’nin sonu olmaz mı? Ben de bu konuda ‘stratejik, ekonomik, demografik ve kültürel’ karşı savlar öne sürebilirim.
Bunca yıldır süre giden bir süreçten, verilen sözlerden ve imzalanan belgelerden sonra Türkiye’ye ‘hayır’ diyen, yani onu bir bakıma aldatan bir ‘birlik’ kendi kendisini havaya uçurmuş olmaz mı?
Bence olur.
Avrupa’nın fena halde köşeye sıkıştığını fark eden başka Avrupalılar da var. Hepsi Pöttering kadar geri kafalı ve riyakâr değil.
Evet, riyakâr. Pöttering’in biyografisine baktım. İyi okullara gitmiş, ABD’de okumuş filan. Sonra kalkıp Türkiye’ye karşı ‘coğrafi’ bir sav bulunduğunu öne sürüyor. Yani Türkiye coğrafi olarak Avrupa’da değil demek istiyor. Tıpkı Sarkozy gibi gülünçleşiyor.
Onlara en iyi yanıtı geçenlerde Fransızların Le Figaro’suna konuşan İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt verdi. Suriye yakınlarında bulunan ve Avrupa kıtasında bir santim toprağı bulunmayan Kıbrıs’ı, hem de çok ciddi siyasal sorunları varken, tam üyeliğe kabul eden AB’nin, Türkiye’ye karşı coğrafi bir sav kullanamayacağına işaret etti.
Öyle ya, Türkiye’nin Avrupa kıtasında epey toprağı var. En kalabalık kentinin de büyük bir kısmı da Avrupa’da.
Ne yani, İstanbul bir Avrupa kenti midir yoksa değil midir?
Sarkozy, kendisini birçok konuda bozum eden bu mülakâta çok kızdı ve İsveç’e yapacağı ziyareti kaba bir biçimde erteledi.
Türkiye’nin AB’den dışlanması somut bir projeye dönüşme belirtileri gösterirse bu türden yarılmalar çoğalacaktır. AB bunu kaldıramaz.
1 Temmuz’da AB dönem başkanlığını devralacak olan İsveç çeşitli konularda yaptığı çıkışlarla, Avrupa’nın kocamış kıt’ayı bir hortlaklar evine çeviren Sarkozy, Merkel ve Pöttering gibilerden oluşmadığını gösteriyor. Bir bakıma AB’nin adını temizliyor.
İsveç’in dönem başkanlığı Türkiye için bir şanstır. Çünkü İsveç’in Türkiye’ye ilişkin çekinceleri Türkiye’nin değiştiremeyeceği faktörlere (coğrafyası, dini, nüfusu) değil, değiştirebileceği konulara (demokrasisi, insan hakları performansı, toplumsal dengeleri) odaklaşıyor.
AKP iktidarının uzun bir tembellik döneminden sonra, yeni bir Dısşişleri Bakanı ve Başmüzakereci ile, reformlara yüklenmesinin zamanıdır. Kanımca, büyük bir travma yaşanmadan Türkiye AB’ye giremeyecek olsa da, mesafe almanın zamanıdır.
Sarkozy gibilerine karşı İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt ve Carl Bildt gibilerini mahçup düşürmemek görevi de bizimkilere düşüyor. Bu, Avrupa’nın geleceğini ilgilendiren tarihi bir görevdir.