İsviçre çikolataları

İsviçre denince aklımıza genellikle hoş şeyler gelirdi. Son minare referandumu o imajı mahvetti. Ben, gene de, o olaya bile, içinde farklı türler bulunan bir kutu İsviçre çikolatası gibi bakabileceğimizi düşünüyorum.

İsviçre denince aklımıza genellikle hoş şeyler gelirdi. Son minare referandumu o imajı mahvetti.
Ben, gene de, o olaya bile, içinde farklı türler bulunan bir kutu İsviçre çikolatası gibi bakabileceğimizi düşünüyorum. Acısı tatlısı, fındıklısı ve alkollüsüyle çeşit çeşit tadlar bulabiliriz orada. Ağızda kalacak aromalar...
Boğaza takılacak parçalar...
‘Vay faşist İsviçreliler vay!’ diye geçiştirilecek kadar basit değil olay.
Özellikle şu anda bizi yönetmekte olan AKP’li ekibin İsviçre referandumundan ciddi dersler çıkarttığını sanıyor ya da umuyorum. Bunlar fındıklı çikolatalar...
1990’lı yılların ortasında ‘Laiklik mi, halk istedikten sonra tabii ki gidecek’ diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Bazı konular asla referandum konusu yapılamaz’ noktasına gelmesi önemlidir. Bir boyutu da inanç özgürlüğü olan ama yalnızca ondan oluşmayan laiklik bunlardan birisidir. Laiklik halk istese de gidemez, çünkü demokrasilerde halk her şeyi isteyemez. Minarelerin yasaklanmasını isteyemediği gibi.
Abdullah Gül de benzer şeyler söylüyor. Son zamanlarda referandum konusunda Erdoğan’dan farklı tellerden çalan Bülent Arınç’ın da, İsviçre örneğinden sonra gereken dersi çıkarmış olması beklenir.
Demokrasiyi çoğunluğun kayıtsız şartsız idaresi şeklinde anlayan vülger demokratların da aynı çikolatadan nasiplendiğini umarım.
Bir sütlü çikolata: İsviçre’deki skandal, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğini ülkelerinde referanduma bağlamak isteyenlerin elini zayıflattı. Bunların başında kuşkusuz Avusturya geliyor.
İsviçre’deki minare referandumu, o kültürel coğrafya da böyle bir konu halkoyuna sunulursa ne olacağını göstermiştir.
Tıpkı minare gibi, Türkiye de dehşet verici imgeler yüklenebilen bir simgedir. Plebisit ve referandum, eskiden olduğu gibi şimdi de ırk ayrımcılarının ve faşistlerin gözdesidir. Sonucu bellidir.
Bir acı (bitter) çikolata: Dinci çekirdekten gelmediği için medeniyet cepheleşmeleri konusunda daha dikkatli olduğunu bildiğim Egemen Bağış’ın ‘Madem öyle, Müslümanlar da paralarını İsviçre bankalarından çeksinler’ anlamına gelen şeyler söylemesi iyi olmadı. Konu o şekilde ‘Onlar ve biz’ ikilemesi üzerine kurulduğunda biz zararlı çıkarız.
Ya yarın da birileri Ruhban Okulu açılmazsa ya da Ayasofya kilise yapılmazsa Hıristiyanlar da
Türkiye’ye yatırım yapmasınlar derse?
Ve nihayet, içinde konyak bulunan bir çikolata: Biz artık sadece ‘biz’ miyiz, yoksa aynı zaman da biraz da onlar mıyız? Türkiye’nin böyle bir özelliği yok mu?
Kimliğimizi ilgilendiren bu soru başımızı döndürsün, ama biraz da düşündürsün.