İyi ki bunları gördüm

Benim kuşağımdan insanların sık sık ?Bunu da mı görecektik!? dediği günlerde yaşıyoruz. Bu cümleyi daha çok olumsuz anlamda kullanıyoruz...

Benim kuşağımdan insanların sık sık ‘Bunu da mı görecektik!’ dediği günlerde yaşıyoruz. Bu cümleyi daha çok olumsuz anlamda kullanıyoruz... ‘Bu rezaleti de mi görecektik, bu felaketi de mi görecektik!’ gibilerden.
Neyse ki, arada bir olumlu anlamda kullandığımız da oluyor: “Böyle bir şeyi görebileceğimizi hiç ummuyorduk, iyi ki bunu da gördük!” anlamında.
Çetin Altan’a Kültür ve Sanat Ödülü’nün verilmesi bunlardan birisi. Bunun hak
edilmiş ve bedeli fazlasıyla ödenmiş bir ödül olduğuna hiç şüphe yok. Çetin Altan Cumhuriyet dönemi basın hayatımızın birkaç dev isminden biridir. Bırakın Türkiye’yi, dünyada pek az gazete yazarı, bir kuşağı onun 1960’lar kuşağını etkilediği kadar etkilemiştir.
Üstelik, bunu yalnızca düşüncelerinin keskinliğiyle değil, aynı zamanda kaleminin kıvraklığıyla yapmıştır. Çetin Altan her şeyden önce bir yazardır, biz yazı işçisidir.
Kendisinin de bütün hayatı boyunca anlattığı gibi; bizim ülkemizde fevkalade netameli ve meşakkatli bir iştir yazarlık. Bu ülkede iktidar sahipleri bir yandan hızla zenginleşirken bir yandan da bu konuda sorular sorabilecek olanlara hayatı zehir etmeyi görev bilirler...
Başbakan Tayip Erdoğan’ın da ödül töreninde söylediği gibi:
“Bu meşakkatli yolculukta direnç gösteren, ülkesinden umudunu kesmeyen, bedel ödemek pahasına düşünce sevdasından vazgeçmeyen, otoriter anlayışlara boyun eğmek yerine eğip bükmeden gerçeği söyleyen aydınlarımızın, bilgeleri-mizin, yazarlarımızın önceliği büyük önem taşıyor. Hiç kuşkusuz onlardan biri Çetin Altan’dır.”
Erdoğan birkaç paragraf ötede ekliyor:
“Eleştirel akıl olmadan, eleştiriye tahammül olmadan yol alamayız; söz olmadan, yazı ve fikir olmadan uygarlık iddiamızı gerçekleştiremeyiz.”
Evet, bu fevkalade güzel metni kim yazmış olursa olsun, bunu ülkenin Başbakanı Erdoğan söylüyor. Bunlar onun sözleri olarak tarihe geçiyor.
Umarım ilerde ‘Siz böyle demiştiniz!’ diye kendisine hatırlatmak zorunda kalmayız.
Çetin Altan’ı 1960’lı yıllardaki ‘sol’ yazılarından dolayı seven birçok kimsenin bugün ona kırgın hatta küs olduğunun farkındayım. Çünkü Altan, 1970’lerden sonra başka denizlere yelken açtı. Ama hiç tembelleşmedi. Yepyeni kavramlar üretti. Türkçe’nin ne kadar lezzetli bir dil olabileceğini her yazısıyla kanıtlamaktan geri durmadı.
Başbakan’ın konuşmasında Altan’ın ‘sonsuz entelektüel tecessüs’ünden söz ediliyor. Bence de bu çok önemlidir. Altan, verdiği yanıtlardan çok sorduğu sorularla zihin açıcı olmuştur.
Ne mutlu ona (ve bize) ki, delikanlılığının 82. baharında bunu yapmaya devam ediyor.
***
Hayatımda görmeyi beklemediğim ama ‘İyi ki gördüm’ dediğim ikinci olay, ‘Güz Sancısı’. Biliyorsunuz, Tomris Giritlioğlu’nun filminde 6-7 Eylül olayları anlatılıyor. Ama nasıl anlatılıyor!
Cumhuriyet tarihimizin belki de en utanç verici olayını beyaz perde izlerken bir yandan utancım tazelendi, yüzüm kızardı, bir yandan da bu konuda ilk kez -ve nihayet!- iyi bir şey yaptığımız için sevindim. O kahredici utancı aşma olgunluğuna yaklaştığımızı hissettim.
6-7 Eylül olayları ‘sihirbazın çırağı’ durumuna düşen basiretsiz ve beceriksiz Bayar-Menderes yönetiminin sonu olmalıydı. Olmadı. Skandal devam etti. Suçu, ‘olağan şüphelilere’, yani komünistlere attılar. Birkaç gün önce devlet ödülü alan Çetin Altan o günlerde Ankara’da değil, İstanbul’da olsaydı belki Aziz Nesin ve Kemal Tahir’in yanında Selimiye Kışlası’na tıkılan 50 kadar solcu aydının arasında olacaktı.
İyi ki bu filmi başkaları yapmadan biz yaptık! İyi ki bunu da gördüm!