Kafaları bulandıran iki abartma

Son yıllarda sık sık karşımıza çıkan ve kafaları bulandıran bir abartma vardı. Şimdi ona tam tersi bir abartma daha eklendi.

Son yıllarda sık sık karşımıza çıkan ve kafaları bulandıran bir abartma vardı. Şimdi ona tam tersi bir abartma daha eklendi.
Önce birincisi:
"Türkiye işgal altında! Düşmanlar 1920'lerde başaramadıklarını şimdi gerçekleştiriyorlar, hem de sinsice yöntemlerle. Ne var ki, 'mütareke basını' halkın gerçekleri öğrenmesine engel oluyor. Vatan elden gidiyor. Devir, yeni bir kurtuluş savaşı verme devridir!"
İşgalci düşmanların kimliğini araştırdığınızda, uzun yıllar boyu davet edip durduğumuz nazlı şüpheliler listesi çıkıyor karşımıza: Avrupa Birliği, NATO, yabancı sermaye...
Böylelerine soruyorum:
"Eğer Türkiye bugün işgal atındaysa 1919'da silahlarla yapılana ne diyeceğiz? Bugünün koşullarını o günlerle karşılaştırmak hem büyük bir abartma, hem de çok daha güç koşullar altında o müthiş mücadeleyi vermiş olan kadrolara hakaret değil midir?"
Son günlerde de bunun tam tersi bir abartma gazete köşelerinde, açık oturumlarda dolaşmaya başladı:
"Faşizm kapıda. Türkiye'nin hali Hitler'den biraz önceki Almanya'ya benziyor. Sokaklarda SS'lere benzeyen paramiliterler geziyor, ha geldiler, ha gelecekler..."
Bunlara da, "Devenin nalı! Gidin biraz tarih okuyun ve görün bakalım 2000'lerin Türkiyesi 1930'ların Almanyası'na ne kadar benziyor!" demekten başka bir çare yok.
Ama efendim, araştırmalar Türkiye'de milliyetçiliğin yükseldiğini gösteriyormuş. Tamam gösteriyor da, nasıl bir milliyetçilik bu? Milliyetçilik derken neyi kastediyorsunuz? Eğer bayrak asmayı ve hep bir ağızdan milli marş söylemeyi faşistleşmenin kanıtı olarak değerlendirecek olursanız, ABD'nin çoktan kopkoyu faşist kesilmesi gerekmez miydi? Malum, Amerikalılar her fırsatta evlerine bayrak asarlar ve milli marş söylerler!
Bakıyorsunuz, aynı araştırmada ülkenin 'en milliyetçi lideri' olarak, 'ümmetçi' olmakla suçladığınız Recep Tayyip Erdoğan çıkıyor! Saçma diyorsunuz! Ya gerisi?
İnsanlar kendi abartmalarıyla kendilerini aldatıyorlar. Bir süre sonra bu abartmalara kendileri inanıyor, onlardan korkmaya başlıyorlar.
2007 ilkbaharında Türkiye'de 'yükselen milliyetçilik' olgusunu soğukkanlı olarak değerlendirmekte sonsuz faydalar vardır:
Türkiye, kısmen kökenleri dolayısıyla şaibeli görülen AKP iktidarının kafaları karıştırması, kısmen AB sürecinde zedelenen onurlar, kısmen de ABD'nin Irak'ta uyandırdığı hayal kırıklıkları nedeniyle ulusal duyarlıkların yükseldiği bir dönemden geçiyor. Bu duyarlıklar siyaset sahnesinde de bir şekilde ifadesini bulacaktır.
Ancak, bu türden her tepki faşizmin kapıda olduğu anlamına mı gelir? Demokrasi yelpazesi içinde milliyetçiliğin birçok türüne yer yok mu? Çok iyi işleyen demokrasilerde milliyetçi duyarlıklar, partiler, görüşler yok mu?
Bayrak, milli marş, Çanakkale gibi toplum için büyük önem taşıyan simge konularda en ılımlı ve doğal milliyetçi duyarlık gösterilerine öcü muamelesi yapılırsa bundan kim kârlı çıkar?
2007 seçimlerinin en büyük tehlikesi, sosyolojinin ve sosyal psikolojinin yasalarına göre yükselen milliyetçiliği abartıp düşmanlaştırarak, ırkçılara teslim etmektir.
Bu, şu da demektir: CHP'yi yeterince sosyal demokrat (hem 'sosyal', hem 'demokrat') bulmadığımız için eleştirmek başka şeydir, onu faşist bir parti olarak damgalamak çok başka bir şey...
İki abartma bir doğru etmez, iki yanlış olarak kalır.