Kahve falında Avrupa Birliği

Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde hangi aşamaya geçtiğimizi anlamak isteyenlere Zeynep Gürsel'in 'Neyse Halim Çıksın Falim' adlı 22 dakikalık belgesel filmini görmelerini tavsiye ederim.

Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde hangi aşamaya geçtiğimizi anlamak isteyenlere
Zeynep Gürsel’in ‘Neyse Halim Çıksın Falim’ adlı 22 dakikalık belgesel filmini görmelerini tavsiye ederim.
Bunu söylerken halkın algılamasını kastediyorum. Türk toplumunun ve özellikle aydınlarının algılamasını.
Avrupa ülkelerindeki halkların Türkiye hakkındaki algılamaları sürekli değiştiği gibi, bizim AB’yi algılayışımız da sürekli değişiyor.
Bunları konulu filmlerle anlatacak olsak çok ilginç film adları çıkardı: ‘Zengin Bir Kız Sevdim’, ‘Temiz Aşk’, ‘Ben Sana Layık mıyım?’, ‘Şüpheli Aile’, ‘Asla Vazgeçmem’, ‘Kırdın Kalbimi’ gibi...
Daha çok, karşılıksız aşk, terk edilmişliğin acıları, gözyaşı... Zengin kızı arada bir pas veriyor, saf ve biraz kaba Anadolu çocuğu hüsranlardan hüsranlara sürükleniyor. Her aşamasında ağır bir film: Keder, öfke, nefret.. tekmili birden...
Ciddi, alacakaranlık, zaman zaman ağdalı bir melodram...
Gürsel’in harika filminden artık o günlerin geride kaldığını çok iyi anlıyoruz. Artık devir komedi devridir. AB ile ilişkilerimizi konuşurken, 50 yıllık tarihçesini incelerken yapılacak en iyi şey kahkahalarla gülmektir.
Film de bunu başarıyor.
Salonu tıklım tıklım dolduran bir kalabalık önceki gün Pera Müze’sinde filmi seyrederken gülmekten kırıldı. Rahatladı, hafifledi.
Yale+Berkeley diplomalı antropolog Gürsel, Türkiye- AB ‘aşk’ını kahve falı üzerinden anlatmayı düşünmüş. Kahve falı bakan birçok kişiye gidip asıl amacını söylemeden fal baktırmış. Sonradan fallar sırasında söylenenleri, harika bir kurguyla, belgesel görüntülerle birleştirince ortaya nefis bir eser çıkmış. Almanya doğumlu Ebru Karaca’nın görüntüleri ayrıca övgüye değer.
Filmin bir yerinde, Başbakan Mesut Yılmaz tüm ciddiyetiyle Türkiye’nin AB’ye üye olup olamayacağının kahve fallık bir soru olduğunu söylüyor zaten. Gelin de gülmeyin!
Filmin temel esprisi şu: Bizim kültürümüzde bir fincan kahvenin 40 yıllık hatırı vardır. Biz, Avrupa Birliği yetkililerine ilk kahveyi ikram edeli tam 50 yıl oldu. 40 yıllık hatır geride kaldı. 10 yıl fazlamız var. Artık ağlayıp sızlanmanın âlemi yok. En doğrusu o uzun geçmişin iniş çıkışlarına, sahte umutlarına, riyakârlıklarına, saf heyecanlarına bakıp gülmektir. Bazen alayla, bazen bilgelikle, bazen hergelece gülmek...
Gülecek o kadar çok malzeme var ki o geçmişte. Hâlâ da üretiliyor.
Örneğin Sarkozy ile Merkel’e bir de bir komedi ikilisi gibi bakın... Müthiş bir çift değil mi?
Peki, AB’yi ne yapalım?
Bu konudaki fikrimi biliyorsunuz, vazgeçmek yok. Madem, kanunen hakkımız, niye vazgeçelim. Yola devam. (Kahve fallarında da öyle çıkıyor!)
Ama ağlayarak değil, gülerek devam. 
Egemen Bağış’a, AB yetkilileri ile görüşmelerden önce bu filmi göstermesini öneririm. Bir defa, toplantı öncesi havayı yumuşatır, ‘orta şekerli kahve tadı’nda bir ortam yaratır.
İkincisi, Türkiye’de insanların bu konuya nasıl bakmaya başladıklarını özlü bir biçimde aktarmış olur: Gülerek.
Devriniz başlıyor ey kahkahalar!