Kampanyanın düzeyi

Referandum kampanyası sırasında siyasal söylemin düzeyinin düşmesinden...

Referandum kampanyası sırasında siyasal söylemin düzeyinin düşmesinden şikâyet ediliyor. Gerçekten liderlerin birbirlerine soy sop giriştikleri, en ağır hakaretleri ettikleri bir kampanyanın demokrasimiz açısından yüz ağartıcı olduğu söylenemez.
İki küçük nitelemeyle: Birincisi, siyasal söylemin düzeyinin düşüklüğü yeni bir şey değil, demokrasimizin özelliklerinden biridir. Geçmişte liderler birbirleri hakkında neler neler söylemişlerdir.
İkincisi, halkımız genel olarak bu türden atışmaları, taşı gediğine koymaları, laf geçirmeleri sever. Sakin, nazik ve mesafeli lideri beğendiğini söylese de, peşinden gitmez.
Tıpkı kavgacı, küfürbaz, hırçın köşe yazarlarını öyle olmayanlardan daha fazla okuması ve sevmesi gibi...
Televizyon programları için de durum biraz böyledir. En gürültülü patırtılı, en ağzı bozuk programlar reyting listelerinin tepelerinden inmez.
Bu konuda belgesel malzemeye ihtiyacı olanlara Ömer Serim’in ‘Ver Bi TV Bol Küfürlü Olsun’ adlı kitabını (Paraf Yayınlar, Mart 2010) tavsiye ederim.
Ve tabii, okuduktan sonra çocukların ulaşamayacağı bir yere koymalarını da!
*
Çekirdekten siyasetçi, ‘Kaşımpaşalı’ Tayyip Erdoğan bu tür söylemin eski ustalarındandır. Sakin ve müeddep görünümlü, ‘memur’ Kemal Kılıçdaroğlu’nun biraz da mahalle baskısının etkisiyle benzer bir üslubu benimsemesi ile genel düzeyde bir değişim olmamıştır.
Sözünü ettiğim nedenlerle, kolay kolay da olmaz.
Neden böyleyiz sorusunun yanıtına gelince...
Bu soru kuşkusuz toplumsal kültürden ve siyasal geleneklerden kopuk olarak yanıtlanamaz.
Bizde siyasi mücadeleye hiçbir zaman bir ‘centilmenler çekişmesi’ olarak bakılmamıştır. Hep ‘vatanı kurtarma’ söz konusudur.
Siyasetçiler genellikle toplumun az doygun kesimlerinden gelir. İhtirasları sonsuz, kültürleri ve kişisel fren sistemleri yetersizdir. O sandalyeyi bırakmamak ya da elde etmek için söylemeyecekleri
şey yoktur.
İstisnalar elbette vardır ama onlar ‘kaideyi bozmaz!’
*
Demokrasinin daha köklü olduğu kimi toplumlarda, siyasetçilerin birbirlerinden ‘saygıdeğer muhatabım’ ya da ‘değerli meslektaşım’ diye söze başladıktan sonra sert eleştiriler yönelttiklerini duyarız. Her şey söylenebilir, önemli olan nasıl söylendiğidir. Kem
söz derhal kötü puan hanesine yazılır, siyasal kariyerlerin sonunu getirebilir.
Kimilerinde, kimi konularda, ‘cılız övgü’ bile ağır eleştiri sayılır.
Bizde böyle şeyler dinleyicileri kesmez, çoğunluğun beklentilerine cevap vermez.
Anglosaksonların pek sevdikleri ‘ironi’, bizde genellikle yanlış anlaşılır.  Şakacıktan söyleneni ciddiye alıp, ensenizde boza pişirebilirler. Benim birkaç kez başıma geldi...
Halkımız direkt vuruştan hoşlanır. Ve tabii, ‘koyunca oturtan’ futbol yorumcularından!
O zaman, vatan kurtaran aslanların birbirlerine soy sop girmeleri kaçınılmazlaşır. Ortaya böyle bir kampanya çıkar!