Katliamın formülü

Medyamız her şeyi tek nedenle açıklamakta pek mahirdir: Aşk cinayeti, borç intiharı, kıskançlık bunalımı, aldatılmışlık cinneti... Bu kez herkes gibi onlar da yafta bulmakta zorlanıyor. Bizim medyamız bile yafta bulamıyorsa bilin ki durum çok karmaşıktır.

Medyamız her şeyi tek nedenle açıklamakta pek mahirdir: Aşk cinayeti, borç intiharı, kıskançlık bunalımı, aldatılmışlık cinneti...
Bu kez herkes gibi onlar da yafta bulmakta zorlanıyor. Bizim medyamız bile yafta bulamıyorsa bilin ki durum çok karmaşıktır.
Mardin’in Mazıdağı ilçesinin Bilge köyündeki katliamdan söz ediyorum. Daha ilk saatten
bu yana birbiriyle çelişen saikler öne sürülüyor, sonra diğer saiklerle çürütülüyor. Birinin söylediği ötekini tutmuyor.
Olayın kurbanlarının (Hem katil hem de maktul tarafından yakınları!) itiraf ediyorlar:
“Böyle bir şey beklemiyorduk. Aramızda husumet yoktu. Niye yaptıklarını anlayamıyoruz.”
Her konuda hazır açıklaması bulunduğu için bazı insanlara özellikle cazip gelen din kurumu bile bu kez kesin konuşmuyor... Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu öldürülen imamın cenazesinde şöyle demiş:
“Karıncayı incitmeyi, kuş yuvasını bozmayı bile insanlığın mürüvvetine aykırı gören bir dinin mensubu olduğumuz halde bu vahşetleri yapıyor olmamız gösteriyor ki bir yerde yanlış yapıyoruz.”
Dar kafalı softalar olayı ‘dinden kopuş’ ve ‘laikliğin sonucu’ gibi etmenlerle açıklayıp işin içinden çıkar, herkesi dine ve imana davet ederlerdi. Oysa belli ki, bu katliamı yapanların din iman sorunu yok.
Katliamın lideri olduğu iddia edilen kişi aynı zamanda ‘şıh’ olarak biliniyor. Bebeleri de
kapsayan kitlesel cinayeti bir türbede planlamışlar. Bastıkları evde erkekleri namaza durdukları sırada kurşuna dizmişler...
Din, bu insanların hayatlarının belki de en önemli faktörü. Ama onların ‘en büyük günah’ları işlemelerine, yani masum bebeleri öldürmelerine engel olamıyor.
Niçin acaba? Konuya sosyolojik ve psikolojik yönden bakacakların soracakları sorulardan biri bu olacaktır.
Sanırım o zaman karşılarına biraz eski moda bir kavram çıkacaktır: ‘Anomi’. Emile Durkheim’ın ‘anomi’si. Daha doğrusu onun iletişim çağıyla mutasyona uğramış, 21. yüzyıl versiyonu.
Durkheim, hızlı toplumsal değişim dönemlerinde bireylerin hayatına anlam veren değer sistemlerinin erozyona uğramasıyla ortaya çıkan şaşkınlık ve yabancılaşmaya ‘anomi’ demişti. Böyle insanlar bocalıyor, kendilerinden hiç beklenmedik şeyler yapabiliyorlardı.
Çağımızda toplumsal değişim Durkheim’ınkinden (19. yüzyılın sonları) çok daha hızlı. O kadar
hızlı ki, insanlar çok farklı değer sistemlerini kafalarında yan yana yaşatabiliyor;. cüzdanda
bulunan farklı kredi kartları gibi yerine göre birini
ya da ötekini kullanabiliyorlar.
Bir yandan dinin cemaatçi paylaşımcılığı, öte yandan kapitalizmin tamahkârlığı...  Evin baş köşesinde duran renkli televizyondaki kadınlar ‘özgür’, ama onu seyredenler gönüllü töre kölesi
Buna bir de, bazı yerlerde, örneğin korucu köylerinde bol bol bulunan ateşli silahları ekleyin. Mardin’deki katliamın formülünü elde edersiniz.
Ne yazık ki, devamı gelecektir.