Kazdağı'nın altını zeytin

Kazdağı'nın maden gelirine ihtiyacı yok. Onun altını zeytinyağıdır, sudur, temiz havadır, tarihtir, turizmdir. İnsandır...

Bu bayram İstanbul'dan ayrılamadım. Ama aklım hep oralardaydı. Kazdağı'nın oralarda. Bağrı delik deşik edilen Kazdağı'nın oralarda.
Birkaç yıl önce yazdıklarım aklıma geldi:
"Ayvacık'ı geçtikten sonra müzikçalara
Ödemişli Mehmet'in albümünü koydum
solumda Kazdağı
sağımda zeytin ağaçları
ve aşağıda
Edremit Körfezi
amanın amanın
o ne güzellikmiş o
unutmuşum."
İşte alıştığımız için bazen unuttuğumuz o güzellik şimdi tehdit altında. Küçümsenecek bir tehdit değil bu. Saldıran canavar sandığımızdan daha büyük: Asla gözü doymayacak olan neo-liberal tamahkârlık ve doğayı yalnızca tüketilecek bir kaynak olarak gören insafsız zihniyet. Yerlisi ve yabancısı ile Kazdağı'na üşüşmüş durumdalar.
Sorunu bütünlüğü içinde görelim. Çanakkale Çevre Platformu'nun verdiği bilgileri sunuyorum:
"2004 yılında 'Dünya Çevre Günü'nde çıkarılan 3213 sayılı maden yasası ile 100 bin kilometrekaresi Batı Anadolu'da olmak üzere 155 bin kilometrekarelik bir alanda çoğunluğu yabancılar ve onların işbirlikçilerine maden arama ruhsatı verilmiştir. Bu saha mücavir alanları ile birlikte 450 bin kilometrekareyi bulmaktadır. Yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısı, çoğunluğu yabancı olan maden şirketlerinin denetimine verilmiştir."
Bu genel sorun. Şimdi özel soruna geçelim:
"Balıkesir-Erdek-Çanakkale-Edremit Körfezi-Ayvalık hattında yaşayan 1.5 milyon insanın içme-kullanma ve tarımsal sulama kaynağı olan Kazdağları'nın 100 bin dekarı aşan bölümünde çokuluslu şirketler ve onların taşeronlarına çok sayıda maden ruhsatı verilmiştir. Bu ruhsatlar kapsamında ... birçok yerde sondajlar sürdürülmektedir. Bu nedenle daha şimdiden birçok köyümüzün içme ve kullanma sularında sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. İleride işletme ruhsatı alınıp madenler siyanürlü Liç yöntemi ile işletilmeye başlandığında hava kirlenecek, ormanlar yok olacak, yeraltı suları ile baraj ve göletler zehirlenecek, tarımsal üretim tehlikeye girecek, başta Çanakkale halkı olmak üzere tüm yöre halkının sağlığı bozulacaktır."
Yeraltı suları yalnızca yukarıda anılan yerleri ilgilendirmiyor. Bizim Bozcaada'nın içme suyu Kazdağı'ından geliyor. Uzmanlar Midilli Adası'nın yeraltı sularının da anakara ile bağlantılı olduğunu söylüyorlar.
Kaldı ki, doğanın çok cömert davrandığı bu yörenin maden gelirine ihtiyacı yok. Onun altını zeytinyağıdır, içme suyudur, temiz havadır, tarihtir, turizmdir. İnsandır.
Reklamcı arkadaşım Erhan Şengel bu olguları açılan kampanya için şöyle sloganlaştırmış:
"Kazdağı'nın altını zeytindir, altını oyma!"
"Kazdağı'nda hayat altından değerlidir."
"Suyum altındır benim!"
Kazdağları direnişi büyüyor. Yöre halkının saldırganlara mesajı açık: Yallah başka yere!