Kırılma noktası

Siyasal ve sosyo-kültürel analizlerde kullandığım yöntemi daha önce de yazmıştım: Yükselen yönelimleri (trend) mümkün olduğu kadar erken saptamaya çalışırım. Hayatta her şeyin bir karşıtı olduğunu anımsayıp, ona karşı yükselişe geçebilecek olan güçleri düşünürüm. Dahası, o sırada egemen olan yönelimlerdeki kırılma noktalarını gözlerim.

Siyasal ve sosyo-kültürel analizlerde kullandığım yöntemi daha önce de yazmıştım: Yükselen yönelimleri (trend) mümkün olduğu kadar erken saptamaya çalışırım. Hayatta her şeyin bir karşıtı olduğunu anımsayıp, ona karşı yükselişe geçebilecek olan güçleri düşünürüm. Dahası, o sırada egemen olan yönelimlerdeki kırılma noktalarını gözlerim. Bu kırılmaların sürekli mi yoksa dönemsel mi olduğunu anlamaya çalışırım...
‘Kırılma noktası’ saptaması, nesnel olduğu kadar öznel nedenlere de dayanabilir. Toplumsal algılarla somut gerçekler arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Etkileşim içindedirler.
29 Mart seçimlerinin ‘sürpriz’ sonuçları AKP iktidarı açısından bir kırılma noktası oldu. Bu partinin geleceğine ilişkin bakışlar değişti. Daha önce hiç akla gelmeyen şeyler düşünülmeye başlandı.
Ergenekon sürecinin algılanmasında da 12. dalganın ve özellikle Türkan Saylan ile arkadaşlarına yapılanların bir kırılma noktası olduğunu gözlemliyorum.
Daha önceleri bu sürece genellikle sempatiyle
bakmış bir dostum bile önceki gün:
“Benim için olay bitti!” dedi.
“Anlayamadım.”
“ Ben nihayet hükmümü verdim.”
“Nihayet?”
“Evet, nihayet! Şimdiye kadar torbanın içinde yürekten desteklediğim şeyler kadar pek desteklemediğim şeyler de vardı.  Demokrasiye inanırım. Darbelere karşıyım. Devlet adına cinayet işleyenlerin cezalandırılmasını arzu ederim...
Ancak, böyle bir sürecin birtakım odak ve cemaatların korkutma ve sindirme aracı olarak kullanılmasını da istemem. Kafam karışıktı. Ta ki ‘Ne darbe ne şeriat!’diye haykıran o hasta bilim kadınının evi basılıncaya kadar. O anda kafam netleşti..”
“Ne gibi?”
Etrafa kuşkulu gözlerle baktıktan sonra:
“Müsaade et de onu söylemeyeyim!” dedi.
İşte liberal destekli-dinsel kökenli AKP yönetiminin 2009 ilkbaharında Türkiye’yi getirdiği nokta!
Analiz yöntemine geri dönelim: Diyelim, egemen yönelimlerdeki kırılma noktası algılamalarını belirledik. Sonra ne yapacağız? Onun ardından olacakları öngörmenin bir yolu var mı?
Yanıtı, hayır. O türden öngörüler daha çok müneccimlerin uzmanlık alanına giriyor.  Ancak, tarih bize, kırılmanın hemen ardından yapılanların çok önemli olduğunu söylüyor: Bir düzeltme çabası varsa, her şey değilse bile, bazı şeyler onarılabiliyor. Gaz yerine frene basmak, otobüsü bir süre yolda tutabiliyor.
Ya sanki hiçbir şey olmamış gibi, tam gaz yola devam edilirse? 
O zaman? O zaman, sanırım, dua etmek gerekiyor!