Kitaplara veda?

Bu kez Boston sokaklarında hayatımın iki büyük 'aşk'ının ölmekte olduğunu görmenin hüznü ile dolaştım.

Bu kez Boston sokaklarında hayatımın iki büyük ‘aşk’ının ölmekte olduğunu görmenin hüznü ile dolaştım.
‘Aşk’ derken, kitaplar ve gazetelerden söz ediyorum. Hani ölüme yaklaşan insanların yüzüne o karasarı gölge düşer ya, kitapların ve gazetelerin yüzünde onu gördüm.
Bugünkü ağıt kitaplar üzerine.
Boston’a her gidişimizde kitap alışverişimizi kentin merkezindeki Borders kitapçısından yaparız. Bu kez de öyle yaptık. Ne var ki, bir zamanlar bana ucsuz bucaksız görünen kitap stoku epey azalmış gibi geldi. Az ötedeki Barnes and Nobles ise onun kadar bile şanslı değildi: Kapanmıştı.
İletişim alanındaki ders kitaplarını görmek için az ötedeki Emerson College’a yürüdüm. Orada da beni kötü bir sürpriz bekliyordu. Üniversitenin büyük kitapçısının yerinde yeller esiyordu. Az ötedeki binalardan birinin altında fazla büyük olmayan bir Barnes and Nobles açılmıştı. İçeri girip üniversite kitapçısının ne olduğunu sordum. ‘Artık o biziz’ dediler ve arka taraftaki ufak bir bölmeyi gösterdiler.
Anladım ki, Emerson’da da artık pek ders kitabı okutulmuyor, okuma ödevleri elektronik ortam üzerinden veriliyor ve bilgisayar ekranından okunuyor.
Amerika’da kitap endüstrisinin ne kadar ağır hasta olduğunu anlamak için kitap üretimi ve satışı istatistiklerine bakmak yetiyor. Hemen her alanda oklar aşağıyı göstermekte. Kitap satışlarının ekonomik krizlerden etkilenmediği söylenirdi. Bu kez fena halde etkilenmiş. Çünkü bağışıklık sistemi çökmüş durumda.
Yalnız dikkat: Kitap derken kağıt üzerine düşülmüş mürekkep lekelerinden oluşan, çoğu kez kapağı olan, ciltlenmiş sayfalardan söz ediyorum. Gütenberg’in dünyayı değiştiren sözcük deposundan. Yoksa okuma eylemi devam ediyor. Kitaplara dokunmanın, sayfalarını koklamanın fetişist zevkini bilmeyen yeni kuşaklar, okuma etkinliği kağıttan elektronik ekrana aktarılıyor diye yas tutmuyorlar. Yas tutan biz Gütenberg çocuklarıyız.
Daha önce de yazdığım gibi, kâğıttan kitapların yerini Amazon’un çıkardığı Kindle tipi bilgisayar okutucular alıyor. Bunlara yüzlerce kitap yükleyebiliyorsunuz.  Bu kez her tarafta Sony’nin ‘Reader’ına rastladım, hatta bir ara şeytan ‘Al’ diye dürttü. Ancak, hayatımın eski aşkına ihanet etmeye elim varmadı. Gelecek sefer ne olur, garanti veremem.
Eski alışkanlıklardan vazgeçmek kolay olmuyor. Boston’un saygın üniversitesi MIT’nin ünlü iletişim gurusu Nicholas Negroponte, kitaptan vazgeçmek istemeyenlerin durumunu, evlere boruyla su getirilmesine karşı çıkanlara benzetiyor.
Demişler ki, “Kadınlar dere kenarında başkalarıyla birlikte çamaşır yıkamak yerine evde yıkadıklarında kendilerini yalnız hissederler, yazık olur!”
Negroponte elektronik kitapla birlikte okumanın da yeniden ‘birlikte’ yapılan sosyal bir olaya dönüşeceğini iddia ediyor. Çünkü, bilgisayar bağlantıları sayesinde, bir yandan okurken bir yandan tartışabiliyor ya da sorular sorabiliyorsunuz. 
Olabilir. Ben gene de kitap ihtiyacımı gidermek için elektronik eşya dükkânlarına gitmeyi yadırgıyorum. ‘Geri kafalı’ olduğum pek az konudan biri bu.
O yüzden bugünden itibaren TÜYAP Kitap Fuarı’nda kâğıttan kitaplara bol bol dokunup okşamaya niyetliyim. Bu dokunmalarda bir veda titrekliği olsa da...