Konuşamayan Türkiye

Türkiye'nin iletişim ortamının fevkalade sağlıksız olduğu apaçık ortada. Başbakan dahil 'herkes' dinlenmekten şikâyetçi. İnsanlar konuşmaktan, düşüncelerini açıklamaktan korkuyorlar.

Türkiye’nin iletişim ortamının fevkalade sağlıksız olduğu apaçık ortada. Başbakan dahil ‘herkes’ dinlenmekten şikâyetçi. İnsanlar konuşmaktan, düşüncelerini açıklamaktan korkuyorlar.
1990’larda demokratikleşerek ‘Konuşan Türkiye’ olma hayali kuran Türkiye 2000’lerde ‘konuşamayan Türkiye’ haline gelmeyi nasıl başardı?
Totaliter rejimlere özgü ‘anti-iletişim’ evresine nasıl ulaştık?
Adalet Bakanlığı yılda 40 bin kişi için dinleme kararı alındığını açıklamış. Galiba, abartmayın, paranoyaya gerek yok, herkesin dinlendiği doğru değil demek istiyor. Öyle ya 70 milyon içinde 40 bin kişi!
(Bu sayıya gayriresmi olarak dinlenenler ve ortam dinlemesine düşenler dahil değil!)
40 bin kişi! Bu aslında demokratik ülkelere asla yakışmayacak türden dehşet verici bir rakamdır.
Bu ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan çocuklarını, gençlerini , köylülerini, kasabalılarını, malsızlarını mülksüzlerini, işsizlerini, güçsüzlerini yani ülke yönetimi açısından bir işlevi ya da ağırlığı olmayanları bir kenara koyun. Halkın yüzde 98’ini bu öbekte sayabilirsiniz. Geriye kalan yüzde 2 için 40 bin kişi az mı?
Ülkenin tüm milletvekillerini, müsteşarlarını, medya yöneticilerini, üst düzey yöneticilerini, yazarlarını çizerlerini, komutanlarını, cemaat reislerini, yüksek yargıçlarını mafya şeflerini vb. ucuca ekleseniz bile
bu rakama ulaşamazsınız.
Demek ki, bu açıdan baktığınızda, bu ülkede ‘herkes’in dinlendiği iddiası fazla abartılı değildir. Çünkü ‘biri’ olan ‘herkes’ bu rakamın içinde olabilir.
Bu demokrasi midir?
*
Anti-iletişim döneminin bir sonucu insanların korkudan konuşamaması ise, bir başka sonucu da konuşurken de bir şey söylememesidir. Artık çoğu insan konuşurmuş gibi yapıyor ama aslında aklındakileri söylemiyor. Gerçek düşüncelerini saklıyor.
Totaliter ülkelerde de böyle olur.
Türkiye diyaloğun olanaksızlaştığı bir ülkeye dönüşmüştür. Ülkenin düşünsel kaymak tabakasına
ait olanlar arasında bile farklı görüşlerden
olanlar artık birbirleriyle konuşmuyorlar. Konuşmamayı tercih ediyorlar. 
Televizyondaki tartışma programlarına bakın. Düşünce çeşitliliği açısından 1990’ların çok gerisine düştük. Siyaset Meydan’larını özlüyoruz. O yıllarda çok farklı kamplardan insanlar biraraya gelerek ülkenin sorunlarını özgürce, uzun uzun, çözüm arayarak konuşurlardı. Artık öyle bir şey yok. Şimdi bakıyorum, görüşleri tamamen örtüşen üç dört akademisyen, yazar, siyasetçi birbirlerini ağırlıyorlar. Fikir farklılığı ancak ‘Sen eksik bile söyledin!’ şeklinde dışa vuruluyor.
Korosal monologlar dönemindeyiz. ‘Muhatap’larımızdan umudu tümüyle kestik. Hani hakikat kıvılcımı farklı fikirlerin çarpışmasından çıkacaktı? ‘Konuşamayan’ bir ülkede nasıl olacak bu?
*
İster paranoya deyin, ister evham, isterseniz başka bir şey. Çok sağlıksız bir noktadayız. Şu konuşmayı kendi kulaklarımla duydum:
16 yaşında oğlu olan bir anne anlatıyordu:
“Oğlum koluna bir Atatürk dövmesi yaptırmak istedi. Engel oldum. Ne yapacakları belli olmaz!”
Olmaz. Bakarsınız dinlemeye alırlar!