Kopenhag ve demokrasinin geleceği

Kötümser olmak için Türkiye'nin son günlerdeki durumuna bakmaktan yorulanların bir de Kopenhag'daki...

Kötümser olmak için Türkiye’nin son günlerdeki durumuna bakmaktan yorulanların bir de Kopenhag’daki küresel iklim konferansında olup bitenlere göz atmalarını tavsiye ederim: Oradaki manzara içlerini daha da karartacak, sadece Türkiye’nin değil, insanlığın geleceği konusunda da kötü şeyler düşünmelerine yol açacaktır!
Kopenhag’daki manzara utanç verici bir curcuna şeklinde de anlatılabilir: Dünyaya aynı gözlerle bakmayan, aynı dili konuşmayan, aynı hedefleri paylaşmayan 200’e yakın ülkenin temsilcileri insan türünün yerküredeki serüveninin nasıl süreceğini belirlemek üzere toplanmışlar ve para pazarlığı yapıyorlar!.
Sorun şu: Çok ağır ekolojik sonuçları olduğu bilimsel olarak kanıtlanan küresel ısınmanın yavaşlatılabilmesi için insanlığın özellikle fosil yakıtlardan çıkan sera gazlarını
denetim altına alması ve zamanla azaltması gerek.
‘İnsanlığın’ diyorum, çünkü tek tek ülkelerin altından kalkabileceği bir sorun değil bu, gerçek anlamıyla küresel bir sorun.
Gelin görün ki, insanlık bölük pörçük. Bir yanda şimdiki ekolojik sıkıntıların başlıca nedeni olan sanayileşmiş zengin ülkeler var, öte yanda ise doğanın kirlenmişliğine yeni yeni katkıda bulunmaya başlayan kalkınmakta olan ülkeler. 
Bugün küresel boyutta önlemlerin alınması konuşulurken şu soru çıkıyor: Alınan önlemlerin faturasını kim ödeyecek? Günümüzdeki sorunun asıl müsebbibi olan kalkınmış ülkeler mi, yoksa kirletme geçmişi çok daha kısa olan kalkınan ülkeler mi?
Bu ikinciler birincilere, özellikle ABD ve AB ülkelerine, ‘Hadi bakalım pamuk eller cebe’ dedikçe onlar renkten renge giriyor, mazeret üstüne mazeret üretiyorlar.
Küresel ısınma sorununun teşhisinden çarelerine kadar pek çok görüş ayrılığı olsa da, Kopenhag’daki asıl kavganın kalkınmakta olanlara yapılacak yardımın büyüklüğü ve sponsorluğu üzerinde olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bence çeşitli rakamların havada uçuştuğu pazarlık seansları için kullanılabilecek en doğru sıfat, ‘hazin’dir. Görüşmeler hiçbir sonuç alınmadan tam bir fiyasko ile de sonuçlanabilir.
Düşünün ki, söz konusu olan insanlığın yerküredeki ortak geleceğidir!
*
Kopenhag’da yaşananlardan bir kez daha anlıyoruz ki, 21. yüzyılda insanlığın karşısındaki sorunlar, daha önce geliştirdiği yöntemlerle çözülemeyecek boyutlara erişmiştir.
Sorunlar küresel ve uzun vadelidir. Ne var ki, ‘en az kötü yönetim biçimi’ olarak insanlığın büyük bir bölümünün benimsediği demokrasi, hemen hemen her yerde yerel ve kısa vadeli ölçekte işlemektedir.
Birkaç yıl ya da ay sonra seçime girecek olan filanca ülke siyasetçinin küresel ısınma sorununu çözmek için seçmenlerine yeni vergi yüklemesini ummak ne kadar gerçekçidir?
Buna dünyanın en güçlü ülkesi ABD’nin Başkanı Obama’yı da katabilirsiniz. Hele ülkesinin ekonomik krizden çıkmakta bu kadar zorlandığı şu dönemde. 
Bir başka deyişle, ‘reel’ demokrasi ile insanlığın geleceği arasında bir çelişki belirginleşmiştir.
Demokrasi için ölümcül sonuçları olabilecek bir çelişkidir bu. Gene demokrasi içinde nasıl aşılacağı, çağımızın en önemli sorunlarından biridir.