Korkanların asıl korkusu

Son zamanlarda 'korku'dan korkanların sayısının arttığı anlaşılıyor. Genel seçimlerde yüzde 46 oy aldığı için dokunulmaz sayılması istenen AKP'yi eleştirenler...

Son zamanlarda 'korku'dan korkanların sayısının arttığı anlaşılıyor. Genel seçimlerde yüzde 46 oy aldığı için dokunulmaz sayılması istenen AKP'yi eleştirenler, Şerif Mardin'in dediklerinden yola çıkarak 'mahalle baskısı'na değinenler ve bu arada 'Malezyalaşmak'tan kaygılandıklarını dile getirenlere malum kesimlerin cevabı hazır:
"Felaket tellalı! Ortada fol yok yumurta yokken yürekleri kaldırıyorsun. Aslında askeri darbe istediğin için böyle yapıyorsun. Seni gidi demokrasi düşmanı seni!"
Konumuz, korku. Türkiye'nin demokratik geleceğine, laikliğin sağlamlığına, Batılı yaşam tarzına ilişkin kaygı ve korku. Bazılarına göre ortada (askeri darbe tehlikesi dışında) korkacak hiçbir şey yoktur, her şey güllük gülistanlıktır, Türkiye parlak bir geleceğe doğru koşmaktadır. Sayıları nice milyonlara varan, iyi öğrenimli, yurtsever bazı insanlar ise o kadar emin değiller. Geceleri ter içinde uyandıkları, kara kara düşündükleri, hatta gözyaşı döktükleri oluyor. Duyuyor, görüyor, dinliyorum.
Bunları öcü korkutmuş, bu insanlar hasta deyip geçebilir miyiz?
Kimilerince anlaşılmayan şu: Sözünü ettiğim insanlar bugünden çok, yarından korkuyorlar. Kendi kafalarında birtakım projeksiyonlar yapıp 'Bu işin sonu nereye varacak?' diye sorduklarında korkuyorlar.
Bu, kuşkusuz, Türk orta sınıfının iyi eğitimli kesiminin kafasındaki modernleşme şablonunun iptal edilmesiyle ilgili bir şey. Oldukça yakın tarihlere kadar benimsenen şablona göre, 'çevre'nin insanları (cahil köylüler) kente gelip çağdaş eğitimden geçince değişecek, eski yaşam tarzlarını geride bırakacak, modern kentliler haline geleceklerdi. Eğitim ve kent en etkin modernleşme dinamolarıydı. En büyük engeller ise, cehalet, irtica ve siyasal istismardı.
Bir süre tıkır tıkır işleyen ve milyonlarca 'modern' kentli üreten bu şablon zamanla aksamaya başladı. Kente gelen ve eğitimden geçen kimi çevre insanı 'garip' şeyler yapmaya yapıyordu: yaşam tarzı, giyim kuşam ve gelecek tasavvuru açısından beklenenden farklı davranıyordu. Değişmek yerine değiştirmek istiyordu. Günümüzdeki şokun bir kısmı bununla ilgilidir.
Ama asıl korku, gelecekle ilgili. Korkan kesimler ezcümle diyorlar ki, "Kente gelip eski şablona göre değişmeye direnen kesim son zamanlarda ekonomik olarak çok palazlandı. Siyasal güç de, hem yerel hem de merkezi olarak onların elinde olduğundan önümüzdeki yıllarda daha da güçlenecekler. İhaleleri kendi yandaşlarına veriyorlar, işe kendi yakınlarını alıyorlar, belediyenin ve devletin olanaklarını kendi yandaşlarına kullandırıyorlar. Böylece ortaya gittikçe büyüyen bir kartopu çıkıyor. Bu kartopu birkaç zaman sonra çığ gibi devleşecek, Türkiye'nin egemen gücü haline gelecektir. İşte o zaman rejimi referandumlarla ya da demokratik görünümlü enstrümanlarla demokrasinin tersine dönüştürmek çok kolaylaşacaktır. Yani ben, aslında demokrasi adına korkuyorum!"
Bu akıl yürütmeyi çürütebiliyor muyuz? O zaman gerçekten korkacak bir şey olmadığı anlaşılır. Bence Türkiye'nin 'mahalle baskısı' ve 'Malezyalaşmak' gibi başlıklar altında cevabını aradığı asıl soru budur.