Kriz yönetiminde onlar ve biz

Atatürk?ün, İngiliz Kralı VIII. Edward onuruna verilen bir yemek sırasında bir hizmetkârın çorbaları yere dökmesi üzerine:

Atatürk’ün, İngiliz Kralı VIII. Edward onuruna verilen bir yemek sırasında bir hizmetkârın çorbaları yere dökmesi üzerine:
“Ben millete her şeyi öğrettim ama uşaklık yapmasını öğretemedim” dediği bilinir.
Atatürk önceki gün dünyaya geri gelip Türkiye’ye şöyle bir baksa herhalde şöyle derdi:
“Ben yokken bazı şeyleri iyi öğrenmişsiniz, ama kriz yönetimini hâlâ öğrenememişsiniz!”
Gerçekten, ne zaman büyük kaza, terörist saldırısı ya da doğal afet gibi bir olağanüstü durumla karşılaşsak, elimiz ayağımız birbirine dolanıyor, bir önceki krizde öğrendiğimizi sandıklarımızı unutuyor, aynı hataları bilmem kaçıncı kez tekrarlıyoruz.
Örneğin şu iki temel kuralı:
1) Kriz durumlarında bilgi ihtiyacı yükselir. Her kafadan bir ses çıkması yerine, sorulara doğru yanıtlar verecek sürekli bir sözcünün atanması iyi olur. Yoksa söylentiler uçuşmaya başlar.
2) Ölümlerle ilgili bilgiler kaynağından kesin olarak doğrulanmadıkça verilemez.
Yani, ülkenin Ulaştırma Bakanı ve THY Genel Müdürü olarak elinde kesin bilgi olmadan “Ölü yok” diyemez. Sonra “Hayır, bir ölü var” ve daha da sonra “Aaa, yedi ölü varmış” diyemez. Elin oğlu, “Evet, ölü var” derken hiç diyemez. Derse kurumsal inanılırlığını rizikoya sokmuş olur.
Önceki gün, övünç kaynağımız THY ne yazık ki o bakımdan da hasar gördü.
İnceleyip ders alalım: Bu konuda kuralları olan ve onlara uyan ileri bir Avrupa ülkesinde önceki gün ve dün nelerin yapılıp nelerin yapılmadığını karşılaştırmalı olarak inceleyelim.
Adamlar ne diyorlar: Ölenlerin adları ailelerine söylenmeden kamuya açıklanamaz.
Bu kuralı uzun yılların deneyimleri sonucu koymuşlar. Medya tarafından da benimsenmiş, mesleki bir ilke haline gelmiş.
Önceki gün canlı yayında zaman doldurmaya çalışan kimi televizyon kanalları aslı astarı olmayan şeyler söyleyerek ve spekülasyonları dillendirerek mesleki bir çok kuralı ayaklar altına aldılar. İnanları yanılttılar, kaygılandırdılar.
Yine ‘hız’ın hatırı için ‘doğru’nun canına okudular. Oysa kriz haberciliğinde sürat felaket, temkin ise profesyonelliktir.
Amerika’yı yeniden keşfedecek değiliz: Medya için yılların deneyimi ile oluşmuş kurallar var. Kaza, afet, saldırı olduğu anda otomatik olarak devreye girmesi gereken kurallar...
İzlemedim, ama Hollanda medyasının önceki günkü kazadan sonra bu kuralları devreye soktuğuna eminim.
Bir iletişim öğrencisi için güzel bir tez konusu olabilir: Türk ve Hollanda medyaları bu kazayı nasıl yansıttılar? 
İsterse bu karşılaştırmaya iki ülke resmi yetkililerini de katabilir.
Okur ve belki bir şeyler öğreniriz.