Kürt sorunu, Türk sorunu

Bu yazın en önemli konusu haline gelen 'Kürt açılımı' konusunda acele ve önyargılı şeyler söylemek istemiyorum. Kanın durması ve ülkenin huzura kavuşması için ona bir şans tanınmasından yanayım.

Bu yazın en önemli konusu haline gelen ‘Kürt açılımı’ konusunda acele ve önyargılı şeyler söylemek istemiyorum. Kanın durması ve ülkenin huzura kavuşması için ona bir şans tanınmasından yanayım. Açılım paketinde neler bulunduğu konusunda da fazla bir bilgimiz yok. Belli oldukça tartışacağız.
Bunun ABD tarafından sponsorluğu yapılan bir açılım olduğunu herhalde herkes biliyor. Takvim, ABD’nin takvimi. ABD askerlerinin Irak’ı terk etme tarihi yaklaştıkça ‘açılım’ saatinin tiktakları hızlanıyor. Kuzey Irak’ta oluşmuş Kürt devletçiğinin batmaması için bazı dubalara ihtiyaç var. Kendisi de su alan değil, onarılmış dubalara.
Bu açılım ile Türkiye’de yapılmak istenen ‘onarım’ işte o. Bu ille kötü bir şey değil. ‘Dış konjonktür’ yakın tarihimizin bazı virajlarında olduğu gibi, bir fırsata dönüştürülebilir. Yeter ki, öncelik, başkalarının değil, Türkiye’nin çıkarlarında olsun. 
Dile getirmese de, Süpergüç’ün tercihi, federatif bir yapıdır. Türkiye’nin çıkarı ise, net ve açık olarak, üniter devlet yapısının sürdürülmesindedir. Bunu söylerken yalnızca Türkleri değil, ülkemizin Kürtlerini de kastediyorum.  Federatif parçalanma yaşamış bir Türkiye’de, Batı’da kalmış Kürtlerin de huzuru kaçar. Türkiye Kürtlerinin yaklaşık yüzde 40’nın Batı’da yaşadığı unutulamaz.
Yapılacak şey, Güneydoğu’da yaşayan yurttaşlarımızın (Aslında tüm ülkede yaşayan yurttaşlarımızın) çağdaş insan haklarından tam anlamıyla yararlanmasını sağlayacak somut önlemleri almak ve onları ‘birinci sınıf yurttaş’ düzeyine yükseltmektedir. Dile, kültüre, siyasi etkinliğe müdahalelere son vermektir. Yerel yönetimlerin yetkilerinin daha da arttırılması gerekebilir.
Bunlar, ülke yönetiminin kimseyle konuşup danışmadan yapabileceği şeylerdir. Çoktan yapmış olması gereken şeylerdir.
Kimi gazeteciler ve uzmanlar ‘aylar sürecek gizli görüşmelerin’ gerekliliğinden söz ediyorlar.
Bu görüşmelerde neyin pazarlığı yapılacak?
Federatif yapının mı? 
İktidar, yapacağı açılımı ille birileri ile konuşarak yapmak istiyorsa, o ‘muhatap’ bellidir: Halkın oylarıyla Meclis’te bulunan DTP. “Ama onların İmralı ile bağlantısı var. Ama onlar terör örgütünü kınamıyorlar” gibi eski sloganlara takılıp kalmış olanlara ise ancak ‘Geçmiş olsun!’ denebilir. Her şeye rağmen, Meclis’te bulunan bir DTP ‘karşı taraf’ değil, ‘biz’dir. Öyle muamele edilmelidir.
Geliyoruz konunun en can alıcı noktasına: Yani, Türkiye toplumunun büyük çoğunluğunun böyle açılımla gelecek çözüme destek vermesinin sağlanmasına. Kimi arkadaşlar bundan ‘Türk sorunu’ diye söz ettiler.
Büyük çoğunluk ikna edilmeden çözüm olmayacağına göre şu sorunun sorulması gerekir: Etnik kökeni ne olursa olsun kendisine Türk denmesinden gocunmayan büyük çoğunluğun açılım hakkında tutumu nedir? İçinde bulundukları siyasal ve ekonomik koşullar böyle bir çözüm için uygun mudur?
Bu sorulara olumlu yanıt vermek ne yazık ki mümkün görünmüyor. O çoğunluk bölünmüştür, demokrasinin geleceği konusunda derin kaygular ve korkular içindedir. Sert siyasal kamplaşma konuların nesnel bir biçimde algılanmasına engel olmaktadır.
Bu açılım da, artık inişe geçmiş olan siyasal iktidarın ülkeye yapmaya ya da dayatmaya çalıştığı bir şey olarak algılanacaktır. O algılamadan da çözüm çıkmaz.
Kendi dar kadrocu gündeminden hiç taviz vermeyen bu siyasal iktidarın bu gerçeği anlayıp gereğini yerine getireceğine emin değilim. Göreceğiz.