Kurtlar Vadisi ve sapla saman

'Kurtlar Vadisi'nde ne RTÜK ne de özel televizyon camiasının iyi sınav verdiği söylenebilir.

Yeniden yayımlanmaya başlaması büyük tartışmalara yol açan 'Kurtlar Vadisi' dizisi uzun çekişmelerden sonra yayından kaldırıldı. Ama konu orada bitmedi. Çünkü, yalnızca yasal değil, aynı zamanda toplumsal, siyasal, ekonomik, sosyo-psikolojik boyutları olan bir konu var karşımızda.
Önce şunu söyleyeyim: Dizinin bu şekilde, yani sansür tartışmalarına yol açacak baskılar sonucunda yayından kaldırılması demokrasi açısından şık olmadı. Show TV yetkilileri RTÜK'ün kendilerini 'lisans iptali' ile tehdit ettiğini öne sürüyor.
Doğruysa, bu 'Sansür mü' sorusunu akla getirecektir.
RTÜK üyelerinin seçiminde siyasetin rol oynaması ve bileşiminde iktidar partisine ağırlık tanınmış olması bu soruyu daha da keskinleştirecektir. Meraklıları biliyorlar: Avrupa Birliği, RTÜK Yasası'nı özerklik eksikliği nedeniyle düzeltilecek yasalar arasında sayıyor.
Birkaç gün önce bu sütunda çıkan 'Kurtlar Vadisi'ni kim durdurabilir?' başlıklı yazımda belirtmiştim: Çok ciddi toplumsal sakıncaları olduğu iddialarını benim de paylaştığım böyle bir diziyi durdurmanın en etkili yolu, sistemin yumuşak karnına baskı yapmaktan, yani reklamverenleri bu diziye reklam vermekten vazgeçirmekten geçer.
Bu yöntem dünyanın başka ülkelerinde kullanılmış ve etkili olmuştur. Fırsat verilseydi Türkiye'de de etkili olabilirdi. Öyle anlaşılıyor ki, 'aciliyetine binaen' zaman kaybedilmek istenmedi.
Konunun ilginç yasal boyutları da var. Acaba Show TV'nin elinde RTÜK'ten gelen resmi bir durdurma talebi var mı? Öyle ise, bunu yargıya götürmeyi düşünebilir. Bakarsınız yargı RTÜK'ün haksız olduğu sonucuna varır. Kurtlar mahkeme kararıyla vadiye döner.
Ayrıca şu da var: Böyle bir dizinin toplumun farklı kesimleri arasında kin ve düşmanlığa yol açacağına inananlar TCK'nın 216. maddesi uyarınca yaptırım isteyebilecekleri gibi durdurma talebinde de bulunabilirler...
Öte yandan, ben bu sınavda özel televizyon camiasının da iyi bir sınav vermediğini düşünüyorum. Evet, aralarındaki rekabetin ne kadar amansız olduğunun farkındayım. Bahar aylarında birinci olmanın Show TV'nin piyasa değeri açısından ne kadar önem taşıdığını da biliyorum.
Ancak, televizyonculuk yalnızca bilançoyla ve piyasa değeriyle ölçülen bir iş değil ki!
Özel televizyoncular kamuya ait olan radyo dalgalarından yararlanıyorlar. RTÜK Yasası'na göre bazı ilklere uymaları gerektiğini biliyorlar. Özgürlüklerinin karşı kefesinde bazı sorumluluklar bulunduğunun da herhalde farkındalar.
Öyleyse niçin reytingden başka tanrı tanımıyorlar? Niçin rekabeti medenileştirecek etkili bir otokontrol sistemi kurmuyorlar? Niçin her gün hatta her dakika sordukları, 'Ne reyting yaptım' sorusunun yanı sıra, 'Bu yaptıklarım toplum ve kültür açısından ne anlama geliyor? Kısa ve uzun vadede ne gibi sonuçlar doğurur?' türünden sorular sormuyorlar? Niçin yayıncılıktaki başarıyı salt reyting mühendisi kafasıyla değerlendiriyorlar?
'Kurtlar Vadisi'ndeki sapla samanı birbirinden ayırdıktan sonra karşımıza çıkacak bazı sorular bunlardır. Gecikmiş sorular...