Libya ve hayat üzerine düşünceler

Hayatımızla ilgili pek çok şey aslında doğduğumuz anda belli oluyor. Burçlardan değil, somut olgulardan söz ediyorum: Milliyet, din, dil, vatan, ideoloji...

Hayatımızla ilgili pek çok şey aslında doğduğumuz anda belli oluyor. 
Burçlardan değil, somut olgulardan söz ediyorum: Milliyet, din, dil, vatan, ideoloji... Doğduğumuz anda tüm bunlar, bize hiç sorulmaksızın, üzerimize damgalanıyor.
Ama, biz gene de, özgür olduğumuzu düşünebiliyor, salt kendimiz için özgün bir yaşam ya da inanç yarattığımız hülyasına kapılabiliyoruz.
Bunu başarabilenler o kadar az ki... İnsanların büyük çoğunluğu, doğdukları an üzerlerine basılan damgaların ötesine gidemeden yaşıyor ve ölüyor.
Arada, o damgalar uğruna öldürdükleri de oluyor.
Aydınlanma’dan bu yana üç asır geçti. Tüm bilimsel devrimlere rağmen, durumunun çok parlak olduğunu söyleyemeyiz insanlığın...
Gazetelere bir göz atın!  Örneğin Libya ile ilgili haberlere.
*
Libya’da Muammer Kaddafi’nin iktidara gelişinin 40. yıl kutlamaları ile ilgili haberleri okurken soruyorum:
Ya Libya’da doğmuş olsaydım... Acaba nasıl bir hayat yaşardım? Şimdi düşündüklerimi mi düşünürdüm, yoksa böyle düşünenlerden nefret mi ederdim?
Bir Libyalı ‘aydın’ olarak nasıl geçerdi hayatım? Gene gazeteci olur muydum? Yazılar yazar mıydım? Neler yazardım?
Öğrendiğim kadarıyla, bağımsız kalmaya ve eleştirel yazılar yazmaya çalışanlar için iç açıcı bir yer değilmiş Libya.
Medya konularına Kaddafi’nin oğullarından biri bakıyormuş. Spor işlerine bir başkası...
40 yıllık Kaddafi yönetiminden sonra merak ediyormuş Libyalılar:
“Acaba hangi oğul başa geçip bir 40 yıl daha yönetecek!”
*
Bir 40 yıl daha?
Arada bir pencereleri açıp içeriye temiz hava doldurmak iyidir. Kapıları açıp cereyan yaptırmak. Eşyaların yerlerini değiştirmek...
Sırf, değişiklik olsun diye bile olsa...
Aynı nefes darlığını Mısır’da da hissetmiştim.
Orada da 30 yılı aşkın süredir ülkeyi ‘yöneten’ güçlü bir lider vardı ve onun da oğlu dizginleri devir almaya hazırlanıyordu.
Bir 30 yıl daha?
Kokuşmuş, küflü hava devlet dairelerinden sokaklara yayılıyordu.
Türkiye’de doğduğuma sevinmiştim!
Çünkü biz öğrenmiştik: Tebdil-i idarede ferahlık vardır!