Lüzumsuz adamlar

İstanbul'dayım, hava sıcak mı sıcak, yapış yapış. Kentin üzerinde itfaiye arazözü gibi bir bulut dolaşıyor, belirli mahallelere suyunu iri damlalar halinde boşaltıyor ve uzaklaşıyor...

İstanbul’dayım, hava sıcak mı sıcak, yapış yapış. Kentin üzerinde itfaiye arazözü gibi bir bulut dolaşıyor, belirli mahallelere suyunu iri damlalar halinde boşaltıyor ve uzaklaşıyor... Sulanan şanslı semtlerde sıcaklık birkaç derece düşüyor, ama bakıyorsunuz 50 metre ötesi kupkuru...
Nemli sıcakta nefes almakta zorlanırken insanın siyasi yazı yazası gelmiyor. Zaten ne yazacaksınız? Hep aynı itiş kakış. İkiyüzlülük dizboyu. Ölçüler şaşmış. Siyasal yargılamaların kitlesel duruşmalarında kullanılacak yeni ve modern bir salonumuz olduğu
için sevinmemiz isteniyor!
Bu ortamda en doğrusunu Milliyet gazetesi yapmış. Sürmanşetleri şöyle: “Erkekliğin sonu mu?”
Bizimkilerin de gözünden kaçmamış. Sağ üst köşede başlık: “İnsan nesli için tek erkek yeterli.”
Sait Faik’in en sevdiğim öykülerinden birinin adı geliyor aklıma: ‘Lüzumsuz adam.’ Haber, İngiliz bilim insanlarının uzun çalışmalardan sonra nihayet yapay sperm ürettiklerini müjdeliyor(?!).
Bu spermler kök hücreden üretildiğinden artık tüm insanlık için tek erkek yetecekmiş. Ondan üretip üretip tüm yumurtaları dölleyebilirlermiş.
Bunun anlamı şu: O bir erkeğin dışındakiler lüzumsuz adamlara dönüşebilir.. Fuzuli adamlara! Fazlalıklara!
İnsanlığın şu yerküredeki milyonlarca yıllık serüveninde bu dönüşümün ne demeye geldiğini kavrayabiliyor musunuz?
Hele bizimki gibi ‘maço’ kültürlerde, yani her şeyin ‘erkeklik’ mitosu üzerine bina edildiği
kültürlerde, kolayca anlaşılabileceğini sanmıyorum.  Anlamayanlara ben söyleyeyim:
Erkeklerimizin birçoğu, onları evrende lüzumlu hale getiren yegane özelliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyalar!
Bundan 12 yıl kadar önce, büyük yaban kedileriyle ilgili fotoğraflarıyla dünya çapında
ün yapmış dostum Süha Derbent’le birlikte Güney Afrika’da Sabi Sabi adlı bir safari kampına gitmiştik. Sabi Sabi aklınıza gelecek her türlü yabanıl yaratıkla doluydu. Tek kelimeyle müthişti.
Ben en çok ahu gözlü ceylanları beğenmiştim. O ne zarafet, o ne çeviklik!
Dikkatimi çekti: Her dişi sürüsünün başında boynuzlu bir erkek ceylan duruyordu.
Derken ormanın bir köşesinde ne görelim: Kırk kadar boynuzlu ceylan, yani erkek, sürü halinde otlamakta...
Meğer bunlar, dişi ceylanlar için yapılan boynuz savaşlarını kaybeden ve kovulanlarmış!
Bir sürüye bir erkek yettiğinden, dişiler için lüzumsuzlaşmışlar. Mecburen böyle bir arada yaşıyorlarmış!
Onlar için üzülmüştüm...
Galiba erkekler adına çok daha fazla üzüleceğimiz günler yaklaşıyor!