Makine şiir okuyunca

Bu yıl Bozcaada'da sekizincisini gerçekleştirdiğimiz 'Ozanın Günü' etkinliğinde, gelecek açısından belki de en anlamlı an pazar sabahı saat 06:40 dolaylarında yaşandı.

Bu yıl Bozcaada’da sekizincisini gerçekleştirdiğimiz ‘Ozanın Günü’ etkinliğinde, gelecek açısından belki de en anlamlı an pazar sabahı saat 06:40 dolaylarında yaşandı.
Gül parmaklı şafak bir saat kadar önce karşıdaki Anadolu tepelerinin üzerini aydınlatmış, sonra kızıl tepsiyi andıran bir güneş doğmuştu.
Ufak dalgalarla bizim az ötedeki kumsalı okşayan Ege, aradan asırlar geçse de sanki Homeros’tan bu yana fazla bir şeyin değişmediğini fısıldıyordu.
Her katılımcı İlyada ya da Odisea’dan istediği bölümü istediği dilde okuyordu. Bu yıl, dil zenginliği vardı: Japonca, Macarca ve Fince okumalar başta Türkçe olmak üzere her yıl duyduğumuz diğer dillere eklendi.
Derken, bu etkinlik için ta Honolulu’dan gelmiş olan Amerikalı katılımcı, elinde küçük bir bilgisayarı andıran bir aygıtla çıktı. İlyada’yı bu aygıtın okuyacağını söyledi.
Ve o en anlamlı jesti yaparak, okuyanların başına taktığımız defne dalından başlığı makinenin üzerine kapattı!
Birtakım düğmelere bastı ve İngilizce bir ses duyuldu. Makine İlyada’nın açılış bölümünü okuyordu.
Neyse ki, şimdilik, insan okuyucular kadar başarılı olamadı. Dalgaların sesini duymadığından ve güneşin doğuşunu izlemediğinden olacak, biraz duygusuz ve monoton kaldı!
Bir kitap tutkunu olarak, bu son söylediklerimin biraz züğürt tesellesi olduğunu biliyorum. Çok uzak olmayan bir tarihte bildiğimiz kâğıt üzerine düşülmüş mürekkep lekelerinden oluşan kitabın yerini bu türden makineler alacak.
Amerikalı dostumuzun elindeki makine, Amazon tarafından çıkarılmış olan Kindle idi. Şu anda dünyanın birçok yerinde, bu arada Türkiye’de mühendisler E-Kitap’ın farklı modelleri üzerinde çalışıyorlar. Bunlara yüzlerce metin yükleyebiliyorsunuz. İsterseniz yüksek sesle okuyor. Bazıları telsiz olarak internete bağlanıyor, kitap indiriyor. Başka marifetleri de var.
Evet, henüz katlanıp cebe giremiyorlar, ama onun gerçekleşeceği günler de uzak değildir. Birçok firma bu işi çok ciddiye alıyor.
Bildiğimiz türden kitapları sevenler de fazla üzülmesin. Bence, antikacı benzeri kitap dükkânları daha uzun süre olacak. İlkin elektronik olarak çıkmış kitapların güzel ciltli ‘koleksiyonluk’ nüshalarını oradan alabileceğiz. Evimize gelenlere, biblo koleksiyonumuzu gösterir gibi gösterebileceğiz.
Benim gibi ‘eskiler’ için ne kadar kâğıdın yerini tutmazsa tutmasın, okuma olayı elektronik ekranlara kayıyor. Gazete için de böyle bu, kitap için de.
Dünyanın çeşitli yerlerine gidişlerimde ezeli ve ebedi (ve tabii, edebi) bir kitap gözlemcisi olarak elinde kitapla dolaşanlara eskisi kadar rastlamıyorum. Bir çağ sona eriyor.
Bir ara yazının sonunun geldiğinden korkulmuştu.
O korkunun yersiz olduğu anlaşıldı. Yazı ve okuma devam ediyor, ama mekân değiştirmekte.
Pazar sabahı o görkemli ortamda böyle şeyler düşüneceğimi tahmin edemezdim. Teknoloji, tahminlerin önünden gidiyor. Duymak istemeyenlere duyurulur.