Maksimum güvensizlik

Galiba biz bu işin içinden çıkamayacağız. Yalnızca o mahut belgenin arkasındaki esrarı çözmekte değil, Ankara'daki dengeleri demokratik kurallara göre yeni baştan kurmakta da...

Galiba biz bu işin içinden çıkamayacağız. Yalnızca o mahut belgenin arkasındaki esrarı çözmekte değil, Ankara’daki dengeleri demokratik kurallara göre yeni baştan kurmakta da başarısızlıktan başarısızlığa sürüklenecek, enerjimizi tüketeceğiz.
Demokrasi bir güven rejimidir. Sistemin aktörleri birbirlerine ve sistemin kurumlarına güvenirler. Güvenmedikleri anlarda bile güveniyormuş gibi yaparlar. Sistemin bekasının eldeki sorundan daha önemli olduğuna inandıkları için böyle yaparlar. 
Örneğin, 2000 yılında ABD’de George W. Bush rakibinden daha az oy aldığı ve şaibeli kararlarla Beyaz Saray’a yükseldiği halde, Demokratlar ses çıkarmadılar, sokaklara dökülmediler.
Kendi varlıklarını borçlu oldukları sisteme güvenin sarsılmamasını istediler.
Bir de bu türden bir güvenin olmadığı İran’da seçimden sonra olanlara bakın. Kan gövdeyi götürüyor.
Türkiye’ye dönüyorum: Yine ikiye ayrıldık. O ‘irtica belgesi’ konusunda Askeri Savcılığa güvenenler ve güvenmeyenler. Şimdi konuyu ele alacak olan sivil savcılığa güvenenler ve güvenmeyenler...
Konu ne kadar önemli olursa olsun, böylesine bir güvensizliğin içinden kamu vicdanını tatmin edecek sonuç çıkabilir mi?
Hayır. Her iki taraf da, son karar ne olursa olsun, birbirlerine güvenleri azalarak yola devam edecekler.
Nereye kadar? Bir siyasal sistem ne kadar güvensizlik kaldırabilir?
Siyasal bilimciler matematiksel formüllerini bulmuşlardır: Bunun mutlaka sınırları vardır.
O yüzden, yeni Anayasa için kolları sıvamadan önce, taraflar arasında güvenin onarılması gerektiğini düşünmeye başlıyorum.
Hani bir zamanların ‘ezeli’ düşmanı Yunanistan ile Türkiye arasında bir güven arttırıcı önlemler anlaşması imzalanmıştı. Şimdi Ankara’ya öyle bir şey lazım.
CHP’nin Anayasa’nın geçici 15. maddesinin kaldırılmasına ve 12 Eylül darbesi sorumlularının yargılanmasının yolunun açılmasına ilişkin teklifi bu yönde bir adım olabilir mi?
Görünüş o ki, hayır. AKP, türban konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Velev ki’ cümlesiyle başlayan serüvende MHP’nin teklifinin üzerine atlayarak yaptığı ‘hata’yı bu kez yapmak istemiyor gibi. Velev ki işin ucunda askeri darbecileri cezalandırma da olsa!
Çünkü CHP’ye güvenmiyor. Ne bileyim, belki CHP de bu teklifi AKP’nin kendisine güvenmeyeceğini bildiğinden yapıyor.
Böylesine yaşamsal bir konuda bile ülkenin iktidar partisi ile ana muhalefet partisi birbirlerine güvenemiyorsa...
Vatandaş sisteme nasıl güvensin?