Medyanın sonu mu?

Saddam Hüseyin'in idamına herkes kendi açısından baktı. Hukukçular hukuki açıdan, kimileri insan hakları açısından, siyasetçiler siyasi, askerler askeri sonuçları açısından.

Saddam Hüseyin'in idamına herkes kendi açısından baktı. Hukukçular hukuki açıdan, kimileri insan hakları açısından, siyasetçiler siyasi, askerler askeri sonuçları açısından.
İngiltere'nin ünlü pazar gazetesi Observer da medya açısından bakmış. İlan ediyor: 'Editoryal kontrolün sonu'. İsterseniz bunu 'medya iktidarının sonu' şeklinde de okuyabilirsiniz.
Diyor ki makale, Saddam'ın asılışının kameralı telefon ile çekilmiş görüntülerinin internet sitelerinde yayımlanmasıyla, medya yöneticilerinin haberler üzerindeki editoryal kontrolü sona ermiştir.
Artık neyin haber olacağı ve nasıl verileceğine ilişkin kararlar onların tekeli altında değildir.
Onların uzun yıllar içinde oluşturdukları etik kuralları da geçersiz hale gelmiştir. Medyanın aynı şeyi vermekten başka seçeneği kalmamıştır.
Şöyle diyor yazar:
"İdamın akla gelebilecek her türlü varyasyonu internette mevcut: İdam öncesi sessiz, idam sesli, darağacından düşmeli ve can çekişmeli, ya da, kurgusuz iki dakikalı tam kayıt."
İdam görüntülerinin yayımlanmasından sonra bir Wall Street Journal yazarı şu saptamayı yapmış:
"İyisi mi, görsel sınırları olmayan bir dünyada yaşamaya alışalım."
Görsel sınırları olmayan bir dünya!
Yakın tarihlere kadar bu sınırların bekçiliğini medya mensupları (televizyon habercileri) yapıyorlardı. 'Yayımlayalım-yayımlamayalım, yayımlayalım ama şu kısmını göstermeyelim' türünden kararlar onların ayrıcalığıydı. Kameralı telefonların ve internette izleme sitelerinin varolduğu bir dünyada oyunun kuralları değişiyor. Artık kumanda izleyicinin elinde! İnternet sitesinde, rehinenin kelle uçurulma sahnesini isterse seyrediyor, istemezse seyretmiyor. (Ne yazık ki, daha çok seyrediyor!)
Medyanın bu alandaki yetki kaybını daha büyük bir resmin içine yerleştirebilir ve kitle medyalarının giderek küçülmesi ve etkisizleşmesi sürecinde yeni bir adım olarak görebiliriz.
Bu medyalar (televizyon, radyo, gazeteler) en parlak dönemlerini 20. yüzyılda yaşadılar. Ellerinde gerçekten 'tutsak izleyici' kitleleri vardı. O ne müthiş güçtü.: Siyah/beyaz tek kanallı TRT döneminde ekrana bir kez çıkmak şöhret olmaya yetiyordu.
Ekrana çıktığınızda neler yapabileceğiniz ve neler söyleyebileceğiniz konusunda kesin kurallar vardı.
Derken, kabloydu, UHF'ti, uyduydu derken televizyondaki kanal sayısı alabildiğine arttı, internet çıktı, cep telefonları çok marifetli zamazingolar haline geldiler.
Tek merkezden çok kişiye tek yönlü haber gönderilen dikey kitle iletişimin yerini, çok yerden çok yere mesaj gönderilip alınan yatay iletişim almaya başladı.
Günümüzün gençlerinin çoğu haberleşme gereksinmelerini internet ve onunla bütünleşen cep telefonlarından sağlıyorlar. Kitle medyaları onlar için pek önemli değil.
Mesaj üretip göndermekte ve almakta ara kademeler devreden çıkıyor.
Bunun birçok yararlarının yanı sıra çeşitli sakıncaları olacağına kuşku yok. Bu sakıncalardan bazılarını Saddam Hüseyin'in idam görüntülerinin yayımlanmasından sonra yaşayarak gördük, göreceğiz.
Görsel sınırları olmayan bir dünyada yaşamayı mecburen öğreneceğiz.