Meydanlar ve Erdoğan

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yerel seçim kampanyası nedeniyle gerçekten olağanüstü bir tempoyla ülkeyi harmanlıyor. Doğu, Batı, Kuzey, Güney demeden dere tepe düz gidiyor...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yerel seçim kampanyası nedeniyle gerçekten olağanüstü bir tempoyla ülkeyi harmanlıyor. Doğu, Batı, Kuzey, Güney demeden dere tepe düz gidiyor, uçaktan inip helikoptere biniyor, bir güne iki, üç miting sığdırıyor, saatlerce konuşuyor, bıkmıyor, usanmıyor...
Bence bunu salt siyasal hırsla ya da görev duygusuyla açıklayabilmek mümkün değil. Çok açıkça belli oluyor ki, Başbakan Erdoğan kendisini seven kalabalıklarla meydanlarda bir araya gelmeyi seviyor, bundan zevk alıyor. Gazetecilerin ya da bürokratların önünde kasılan yüzü miting meydanlarında gevşiyor, aydınlanıyor.
Erdoğan ile onu destekleyen büyük kalabalıkların buluşmasında bir ‘vuslat’ havası olduğunu söylemek yanlış olmaz: Derin psikolojik doyumları olan bir buluşma...
Devrim Sevimay’ın önceki gün Milliyet’te çıkan söyleşinde, miting meydanında bir AKP’linin liderine duyduğu duyguları ifade ederken ‘aşk’ kelimesini kullandığını söylüyorlar. Sevimay, genel olarak AKP mitingçilerinin Erdoğan’a duydukları duyguların çok yoğun olduğunun hemen anlaşıldığını belirtiyor.
Yandaş kalabalıklarla Erdoğan arasında miting meydanlarında göze çarpan bu ilişki, AKP liderinin gittikçe belirginleşen ‘popülist lider’ profiline uygun düşüyor.
‘Varoş popülizmi’ başlıklı yazımda daha ayrıntılı olarak anlatmıştım: Güçlerini ülkenin belirli elitlerine karşı çıkarak elde eden popülist liderler (ki bunlara daha çok Latin Amerika’da rastlanıyor) kitlelerle aracılar ile değil, doğrudan temas kurmayı tercih ederler. En etkili oldukları anın kalabalıklarla göz göze geldikleri an olduğunu bilirler. Ülkeyi ‘hortumlamaya alışmış’ elit tabakalarını (bürokratlar, medya, iş dünyası, masonlar,sendikacılar, vb.) yerden yere vururken kitlelerden aldıkları güçlü destek onlara moral verir. ‘Biricik’liklerini pekiştirir.
Öyle sanıyorum ki AKP lideri Erdoğan için de durum böyle. Son yıllarda artan kuşatılmışlık duygusundan kendisini kendisini kurtardığı yer miting meydanları.
Evet, ‘kuşatılmışlık’. Son dönemde Türkiye’nin siyasal ve sosyo-ekonomik erk konuşlanmasında Erdoğan’a karşı saf tutmuş olanlara nesnel olarak baktığımızda, Erdoğan’ın niçin öfkeli olduğunu ve niçin güç şerbetini meydanlarda aradığını anlayabiliriz.
Sivil ve askeri bürokrasi, yargı, aydınların önemli bir kısmı, İstanbul sermayesi, medyanın en etkili kesimleri, sendikalar çoğu kez karşısında..
İdeolojik olarak sağdan sıkıştıran MHP, soldan sıkıştıran CHP, İslamci tabandan kıskaç harekâtına girişen Saadet Partisi...
Fethullah Gülen cemaati ve bir öbek ‘liberal’ destek veriyor, ama nereye kadar? Kuşkusuz Erdoğan onlara da sonuna kadar güvenilemeyeceğini biliyor.
Belli ki, Erdoğan işte bu kuşatılmışlığı şimdi onu meydanlarda alkışlayan kalabalıkların huruç harekâtıyla aşmayı planlıyor. Onlara askerlerine bakan bir komutan gibi umutla ve sevgiyle bakıyor...
Bu kalabalıklar onu şimdiye kadar hiç yanıltmadılar...
Şimdilik...
29 Mart bu açıdan da bir sınav.